6 Ağustos 2008 Çarşamba

really????

IF YOU SAY SO..

"He who conceals his sins does not prosper,
but whoever confesses and renounces them finds mercy."


(then gimme some..)

5 Ağustos 2008 Salı

aspirin c++



All Star:
kendime buzlu aspirin c yapdım kanka
All Star:
how pathetic is that

4 Ağustos 2008 Pazartesi

helal olsun..

çirkin olmak


insanı hayat boyu eğiten bir durumdur. yıllar geçse de çirkinlik adama öğretmeye devam eder. tabi çirkin deyince bunun çeşitleri var. mesela ben bulmacalarda çıkan kikirikim. bir de karga burunluyum.

çevremdekiler bazen bana zayıflığımla ilgili hatırlatmalarda bulunur. kimse çirkinsin demez de "abi niye böyle zayıfsın ya, yesene biraz" der. sanki kilo alsam çirkinliğim kaybolacakmış gibi. bunu yeni farkettim mesela. insanlar zayıf olduğumu söylerken aslında çirkin olduğumu söylemek istiyorlar.

bir keresinde bir internet sitesinde kendisini -nasıl olduysa- etkilediğim bir kadın benimle buluşmak istemişti. uzun bir süre sonra nihayet buluşmuştuk. asılan kendisiydi, ama beni gördükten sonra bir bahane uydurup sıvışmıştı. hoş, kendisi 1,60 boyunda yaklaşık 80 kilo, kızıl saçlı siyah tişörtlü satanist kılıklı gotik bi kadındı. o gün bihakkın idrak ettim ki, bilgelikle kadınları etkilemek mümkün, ama yeterli değil.

bir keresinde de güzel sayılmayacak bir kadınla takılıyorum. oldukça kültürlü bir kadındı. arada bir ağzıma kültür kültür sıçıyordu. ben ise elimle suratımı temizlemekten kadını dinleyemiyorum bile. tam bi mind-fucker. neyimi seviyor anlamış da değilim. sorduğumda beni yalansız bulduğunu, temiz bir kalbe sahip olduğumu filan söylemişti. mevzu güzelliğe gelince, ben zaten senin gibi çirkin erkekleri seviyorum demişti. bunu söylerken samimiydi. orada anladım ki, ben hakikaten çirkinim. ama sevilmeme engel değil çirkinlik.

bir keresinde de çok güzel ama gerizekalı bir kıza aşık olmuştum. yani tam benim negatifim. ama aşığım işte. geceler boyu kıvrandım. ve nihayet bu aşkı içime gömmeye karar verdim. tek kelime söylemedim kıza. bu arada kız güzel ve gerizekalı olduğu kadar da kaşar bi kız. çevremde yattığı bikaç kişiyi ben biliyorum. nasıl olduysa bulunduğumuz ortamda en iyi arkadaşı oluverdim kızın. artık her derdini bana anlatıyor. hiç olmadık saatlerde telefon edip iki saat kafa sikiyor, vs. bana anlattığı şey de kavga ettiği erkek arkadaşı. yatak ayrıntılarına kadar anlattı bana aralarında geçenleri. tabii kız farkında olmadan bana işkence ettiğini bilmiyordu. orada da anladım ki, ben çirkinliğim sayesinde bu kızın kankası olmuşum, bunun için hiç çaba sarfetmediğim halde. kendimi daha da aşağılanmış hissettim. yani daha baştan zararsızım böylelerine karşı.

ama çirkinliğin öğrettiği başka birşey daha var ki, bu hepsinden önemlidir: çirkinlik bir mihenk taşıdır. çirkinin de çirkin buldukları vardır ve herkesi beğenmez. bu da çirkine samimiyetini sorgulatır. işte bu hepsinden çok eğitir insanı.

(slavophilia, 01.08.2008 02:53 ~ 02:55)
(www.eksisozluk.com)

do that for me too..

Blogger Stuck on Rewind dedi ki...

shadowboxer:
bende 6 gün sonunda ilk kez az evvel harunun yüzünden yıkandım
shadowboxer:
kolumdan tutup banyoya soktu
shadowboxer:
hatta kendisi yıkadı ben yıkanmayı reddettiğim için
shadowboxer:
rise up dan şu geldiğimiz psikolojiye bak
All Star:
abi evet ya
shadowboxer:
depresyonun dibini süpürüyorum

04 Ağustos 2008 Pazartesi 00:43

yol bitti çoktan galiba..

gömün beni.
(bu da bana ders olsun.)

29 Temmuz 2008 Salı

allah kahretsin böyle mafyayı..

güneşten, gölgeden, esen yellerden
bastığın toprağın her zerresinden
boynuna taktığın beyaz inciden
elinde tuttuğun gonca güllerden
sana selam verip geçen birinden
nebileyim işte kıskanıyorum

seni kendimden bile kıskanıyorum
kıskanıyorum, kıskanıyorum

kıskanmak aşkın kanununda var
gerçek seven kalbi bu duygu sarar
henüz üç yaşında bir kardeşim var
seni ondan bile kıskanıyorum

güller arasında gülden güzelsin
tanrı kullarının incisi sensin
görünme gözlere nazar değmesin
seni kem gözlerden kıskanıyorum
seni kendimden bile kıskanıyorum

söz ve müzik : hakkı bulut

(her gün bir başka şuursuzluk örneği ile dimağımı yerinden oynatan yurdum insanlarına buradan teşekkürü borç bilmeyip ne yapayım..
"seni kendimden bile kıskanıyorum" bir yana 3 yaşındaki kardeşinden kıskanabilen ve muhtemelen açıklama olarak buna "sevgi" diyecek olan yahut "ne bileyim işte kıskanıyorum" da diyebilecek olan insanların yaşadığı bu dünyadan yanıma uçağın kapısını açmak isteyen 2 kızı da alıp biraz hava almak üzere ayrılmak istiyorum lütfen.. bırakın.. i need some fresh air..)

we're gonna find you : )

Panic as drunks try to ‘get some air’ at 30,000ft


Two British women caused panic on a holiday flight from Greece when they attacked cabin staff with a vodka bottle and fought to open the emergency exit at 30,000ft, one screaming: ‘I want some fresh air.’

The drunken pair had to be wrestled to the ground and restrained with plastic handcuffs as astonished passengers looked on. The XL Airways Boeing 737 charter flight from the Greek island of Kos to Manchester was forced to make an emergency landing in Germany where heavily armed police hauled away the women, aged 26 and 27, to cheers from other travellers.

It was a hell of a scene,’ said a holidaymaker. ‘It was a nightmare. The crew were brilliant, wrestling them to the ground and slapping plastic cuffs on them. We all thought we had had our chips.’

As a safety precaution the pilot put out a Mayday alert and diverted to Frankfurt-Main, Germany’s biggest airport…The 26-year-old is likely to face charges of interference in air traffic and attempted assault and the pair will probably face a bill of thousands of pounds from the airline for costs incurred during the landing.

Too bad there wasn’t a safe way to let them get off - as they requested - at 30,000 feet.

(http://www.dvorak.org/blog/?p=19332)

(miss take bulcak o kızları bize, uçak kaçırıcaz parmak kadar votka şişeleri ile..çok eğlenicez evet..)



http://www.thesun.co.uk/sol/homepage/news/article1478007.ece

PASSENGERS told last night of their terror when two drunken British women tried to open a jet door at 30,000ft.

The pair, aged 26 and 27, went beserk after being refused more booze.

They attacked crew with a vodka bottle then wrestled with the door.

The XL Airways Boeing 737 was flying to Manchester from the Greek isle of Samos.

Nathan Sivajoti, 18, of Wetherby, West Yorks, said: �They were really loud and foul-mouthed. The women started shouting and it just escalated.�

Another traveller said: �It was a hell of a scene. One went to the emergency exit and screamed, ‘I want some fresh air’. It was a nightmare.�

The jet diverted to Frankfurt where cops took the pair, thought to be from Liverpool, off the jet. They were put on another flight to the UK later and could face charges over the incident.


(speacial thanx to miss take for tracing..)


28 Temmuz 2008 Pazartesi

september - cry for you


I never had to say goodbye
You must have known I wouldn't stay
While you were talking about our life
You killed the beauty of today

Forever and ever
Life is now or never
Forever never comes around
(People love and let go)
Forever and ever
Life is now or never
Forever's gonna slow you down

You'll never gonna see me again
So now who's gonna cry for you
You'll never gonna see me again
No matter what you do

You never heard me break your heart
You didn't wake up when we died
Since I was lonely from the start
I think the end is mine to write

Forever and ever
Life is now or never
Forever never comes around
(People love and let go)
Forever and ever
Life is now or never
Forever's gonna slow you down

You'll never gonna see me again
So now who's gonna cry for you
You'll never gonna see me again
No matter what you do

27 Temmuz 2008 Pazar

till there was you..


what in the world is a girl to do
when in this smokey place i only see you
was far away when you caught my eye
you've brought me back and now you're mak'n me hi

i was alone out there, with no one else around,
now i've fallen for you, and there's no coming down

till there was you, i know what you're needing,
my thoughts are leading, me straight into your eyes,
what can i do, i'm looking right at you,
this feeling is all new, i want you addicted to me,

addicted to me.......

faith can act in a curious way,
when all that mattered means nothing today,
all that concerns me, that drenches my thoughts,
is the sensation that seeing you brought,

i was alone out there, with no one else around
now i've fallen for you, and there's no coming down

till there was you, i know what you're needing,
my thoughts are leading, me straight into your eyes,
what can i do, i'm looking right at you,
this feeling is all new, i want you addicted to me.

Şakacı.

ağız dolusu sövdüm, rahatlamadım hayır.

"Antalya'daki köpük faciasında yaşamını yitiren 20 yaşındaki animatör Fikret Şakacı'nın, olay günü işe başladığı ortaya çıktı. Arkadaşları, talihsiz genci çok şakacı olarak anlattı."

bu haberi bu şekilde veren insan evladının şuurunu sikeyim.

color test result:

"ne arkadaş canlısı insanlarmışız bee" diye bağırmamızın bir sebebi var elbette..

color test results der ki:

"Variety is the spice of life! You are comfortable in any crowd or situation, and always come away with new friends."

"You are very considerate. Friendship is the world to you, and you are friends with everyone. Be careful, as sometimes this works against you if you are too trusting."

bizi tanıdılar siz kaçın..

Pazar 27 Temmuz 2008 - Sabah Gazetesi

Yunanistan'dan İngiltere'ye giden bir yolcu uçağı, 2 sarhoş yolcunun "hava almak için" uçağın kapısını açmaya kalkışması üzerine Almanya'ya acil iniş yaptı.
............
2 İngiliz kadın yolcu hosteslerin bir süre sonra kendilerine içki vermeyi reddetmesi üzerine saldırganlaştı.
26 ve 27 yaşındaki yolcular daha sonra hava almak için 10000 metre yükseklikteki uçağın kapısını açmaya kalkıştı.

(G. onları bulmalı ve tanışmalıyız, bizim kadar "hava almaya" ihtiyaç duyan birileri daha varmış ;))

25 Temmuz 2008 Cuma

don't you know that sin hates everybody?

bu siktiğimin hayatında üç gün eğlenip beş gün acısını çekiyorum ve bunu eğlenirken de biliyorum belki de ondan böyle şuursuzca eğlenebilmem. nasolsa ya ödemişimdir ya ödeyeceğim gün gelecektir diye düşünüyorum.
işte geri geldi, işte çektiğim her nefes batıyor, işte yine allahım al canımı diye nefes alıyorum, ay gene almadı diye ağlayarak veriyorum aldığım nefesi..
bu ne biçim bişi anlamıyorum, herkese bu kadar kolay gelen bu şeyler benim neden canımı bu kadar yakıyor.
üç kuruşluk adamlara beş kuruş için dil dökmek bana neden normal gelemiyor?
lanet gelsin bu bilince, ya da gurura, egoma lanet gelsin.
her şeye lanet gelsin, herkes ölsün ben kalayım yahut ben öleyim herkes götüne kınalar yaksın.
dünya yansın, külü bile kalmasın geriye. inek de içemesin, susuzluktan ölsün, dağa da kaçamasın, oh olsun bütün hayvanata.

don't you know that sin hates everybody?

don't you?

give me your umbrella :)

All Star gönderdi 25.07.2008 00:56:

When the sun shines, we'll shine together
Told you I'll be here forever
Said I'll always be a friend
Took an oath I'ma stick it out till the end
Now that it's raining more than ever
Know that we'll still have each other
You can stand under my umbrella
You can stand under my umbrella ella ella eh eh eh
Under my umbrella ella ella eh eh eh
Under my umbrella ella ella eh eh eh
Under my umbrella ella

23 Temmuz 2008 Çarşamba

dikkat! çarpan balık





dear sin,

I figure i am a fucker.Nothing hurts me or stops me anymore.I am a kind of mother fucker who can fuck his boyfriends brother or sisters boyfriend, yet not only I can live with myself but also I am really too fucking fond of myself.

FUCK!! I love to have fun, and I wont apologize for that.

I have to go out tonight.Even if I'm alone.I can guarantee I wont be back tonight and wont definetaly be alone either.

I went into those boys today and they treid to tell me all about what happened with the other boy who is not there at the moment(as always),and how he wanted to get rid of me and bla.
Fuck??

Are you aware of yourselves???Getting rid of me? Can you even see me? Now? can you see me now?.I am not here even now.This is bull-fuckin-shit! What do you thing, I'll leave the city ,settle down in this villige,which is a hellhole for me except for the holidays and live with him? I am the most degenerate city -gil ever lived on this universe, so tell me, what the hell you're talkin' bout...then I stopped for a while (only in my mind) what kind of an explination was that? what was I? But then again, what the fuck, it took me only 3 days to decide on a divorce.

So, my point is.I don't know where the point is, and I am very going out tonight.Fuck what everybody thinks.Blow me.

wish you would be here too.

trakonya 2


üzerimden çığlık sesleri geçiyor
çığlıklarım seslerine karışıyor..
sağırlar diyarında ne kuş uçuyor,
ne bir kervan var gittiğim yere kadar bırakacak.
otostop yapacağım parmağımı yedim,
işler karışıyor,
her şey bizim dışımızda gelişiyor,
teğetlerden teğet beğeniyoruz kendimize,
sıyrıkları her sabah tuzlu sularda sızlıyor.
kimsenin esas niyeti bana malum olmuyor,
bunu onlar yapıyor,
benden utanmamı bekliyor.
yorgunluğumun içerisinde boy veriyorum,
yanıma yandaş bekliyorum
bir daş istiyorum
bir taş olsam da kafa yarsam diyorum,
attığım taş ürküttüğüm kuşa değmiyor.
teğetlerden teğetlere yol ver canım benim,
sonuç seni iki noktanın kesiştiği yerde bekliyor.
sonuca odaklı yaşamlar diyarında
kendi kervanını kendin pişir kendin tunçtan heykellerini dikcilik oynuyorum
bütün bunları bir oyun zannettiğimi söylüyor
herkesin ağzından kelimeler dökülüyor
öğrenmişler parolayı gelen giriyor
kimse çıkamıyor
çıkmak için de bir parola gerekebileceği
silik zihinlerinde yer bulup hatırlanmıyor.
ah yazıklar olsun bana
yeniden yaşamıma kısa topuklu ayakkabı diye bir şey giriyor,
peri kıyafetlerimle kanadımı
gardrobun alt çekmecesinde bekletiyorum
kendimi nadasa bıraktım
seneye tekrar eğlence biçmeyi umuyorum..

trakonya

Denizlerimizde (tüm Akdeniz havalisinde: Karadeniz-Kızıldeniz) yaşayan en zehirli balıklardandır. Ortalama 17 - 18, en çok 35 - 40 cm. boya erişir. Hareketsiz bir balıktır. Fakat deniz dibinde avlarına karşı çok süratlidir. Zehiri (kendi vücut proteini) bir insanı sakat bırakabilir. Çare: çarpılan yere 40 derecenin üzerinde ısı uygulanması ve protein yapısının parçalanmasının sağlanmasıdır. Bu nedenle dikkat edilmelidir. Denizden çıktıktan, hatta öldükten sonra dahi zehirliliği devam eder. Özel olarak avcılığı yapılmaz. Aynı zamanda Çarpan Balığı olarak adlandırılan Trakonya, küçük balık ve kabuklularla beslenir. Kış aylarında derinlere çekilir. Eti lezzetli olmakla beraber, az avlandığından ekonomik değeri yoktur.

NEYMİŞ?

sago şöyle demiş:

GEL YAMACIMA,ULAŞ AMACINA.
BENİ TANI,BANA SAGO DERLER.
ADIMA HÜRMETİNİ GÖSTER,ŞEYTANA YOL VER.
KAFASI KEL OLAN HERKESE ''RAPÇİ'' Mİ DERLER ?
GİDE-GELE YOLUN SONUNA ADIM ADIM YANAŞIRIM.
BENDİMİ ÇİĞNER AŞARIM,
UÇURUMUN TEPESİNDE SİGARAMI YAKARIM.
AH !...SİS...PUS..DUMAN OLA...
GÖZÜMÜN FERİ KAÇA ?
KAÇA KAÇA YOLU BİTİREMEDİM
ACABA KAÇA BİLETİ KISA YOLUN ?
AMA HERŞEY CABA.
GÖSTERDİĞİM ÇABA ?????
SIĞ TAŞTIĞIN KABA !...
BEN RAP ALEM VEBA
MECLİSİNİZİN EN ÂLÂ ACEMİSİNE LALA OLURUM ÂLÂ
KONUŞUYORSUN HÂLÂ,LİRİKALİTE BÂLÂ.
SAGOPA GÖREN ÂMÂ,SÖKÜĞÜNE YAP YAMA YAMYAM BUDALA !...
TIRMALA DUVARI,YERİN ÇEKİÇ YAPIMIN PİSUVARI.
UYARI !..
1-2-3-4-5-6...
BENDEN TÖLERANS YATTI.BENİM TEPE ATTI.
İÇİNİZDE YÜZEN HAİN BALIK DENİZLERİMDE BATTI.
ÇÖMEZİM KARTLARI KARIŞTIRDI.
ASYA KITASI RAP YILDIZI TOPRAKLARIMA KAYDI.
HERGÜN AYNI ŞARKI BAYDI.
SAYDI KAF ve KEF .
RAP ESEFLE KINAMANIN HARİCİ NEYE YARASIN ?
HEP BİRİ KUYUMUMU KAZSIN ? ADINIZ BATSIN !...
NEMDİR GÖZÜMÜN ÖNÜ.
BU SÖZÜ YAZ SAGO!...İNCİTİR.
HEM FİKİR OLABİLİR BAZISI,
SETİMİ ÇEKERİM AMA SUSTURAMAM ARSIZI.
KAP KOLU YERE DEVİR HIRSLI HIRSIZI.
KOŞ TAZI GİBİ SAGO,HIZINI KESME.
GAZI SONA KÖKLE HAZZI TAD BAZI BAZI.
YARADANIM RAZI GELMİŞ RAP YAZILAN YAZI BANA
ÖNÜME SERİLEN HALI KIRMIZI.
BIRAK LAGALUGAYI.BU LAKLAKIN SONU YOK.
LAKIRDININ DOZUNU KAÇIRAN AHALİMİN BİLETİNİ KESSİN ABE FANIM.
ANILARIMIN ÖNEMİ KALMADI,BENİM AKIL ALMADI CANIM.


YER BENİ,BİZİ.SAKIZ ETTİN KOKAN AĞIZINA BİZİ, BENİ
KINARIM SENİ,SİZİ.PRİZE SOKARIM ELİNİZİ.
TEMİZLEYİN BEZİNİZİ,KABULLENİN DİSSİNİZİ.
DİSSİM KIRAR BELİNİZİ.BİRİMİZ TEMSİL EDER HEPİMİZİ.
TEPELERDEN İZLER GÖZÜM HEPİNİZİ.
BENİZİ KAÇMIŞ KERİZİ TANI,DENİZE GİRME YÜZME BİLMEDEN YUTAR HEPİNİZİ.
PİSİPİSİNE ATEŞE ATMA HEPİMİZİ,
SİZDEN MEŞHUR OLAN ECNEBİ KEPİNİZİ ÇIKARIN ATIN KENARA
SAGOLADIM RAPİNİZİ,KİNCİLERİ İPE DİZİN VERİN İSİMLERİNİZİ.

15 Temmuz 2008 Salı

gazı bitmeden evvel tekleyen ama hala arada bi yanıp sönen çakmak senfonisi

hissedilir bir şekilde kırmızı yanıp sönüyoruz ama eski model dayanıklı takoz nokia telefonlar gibi kapanmak bilmiyoruz. biri bizi durdursun demek de gelmiyor üstelik içimden, daha ziyade herkes kenara çekilsin, açılsınlar şöle, eğlenceye odaklı bu yaşantı içerisinde memnunum. o saplı şeker biziz işte. yedikten sonra ellerinde kalan sap ile ne yapmak istediklerine onlar karar versinler, bana böyle şeylerle gelmesinler. bir salata yapmaktan aciz duruma geldiğimizden kelli az kalsın evden barktan da olucaktık ki gözdenin içerisinden fırlayan çirkef bizi korudu. hiç beklemiyordum doğrusu. onun şimdi ayağının altını sinekler yiyor ve beni kendisini güldürmek suretiyle karın kası yapmaya zorlamak ile suçluyor. yegane sportif aktivitemiz bu zaten. ama dedikleri doğru ise biz bu kadar gülmeyle 1579 sene kadar yaşarız. aslında çok yorgunuz. kontenjan açığından faydalanarak eylenme çabası içerisindeyiz hala. sonumuzun kuş ditme merkezi olacağından korkuyorum, en sonunda bizi birileri didicek.. rahatlar mıyız acaba şöyle lime lime olsak. off içsek mesela kısa yoldan ne sinek sokar ne bir daha yerimizden kıpırdamak zorunda kalırız. zaten bugun polonya yahudileri için bir müzik eşliğinde önümüzden tabutla rahipler geçtiğini hayal ettik sahilde. bunun dışında yaşantımızda çılgın kokainman sedat, onun çekme tahtası jale, bi takım loca sahibi kel insanlar, bir adet gül satıyordum ama sen aşkıma karşılık vermiyordun kadrosundan gülcü, havlucu zannetiğim dj, garson ramazan ve saz ekibi, bir adet sarışın olduğu kadar küstah da olan genç evlat, aslında hanımefendilerden hoşlandığını idda eden amcaoğlu, "sen arabayı park et, sende domalıp geri geri bana doğru koş" kadrosundan aslen doğulu olup laz şivesinden yardıran bi garip leman karakteri, aşkının peşinden fethiyeye doğru seyretmekte olan bir büyük araç sahibi stand upçı insan, ve daha adı aklıma gelmeyen pek çokları girip çıkıyor süratle. öyle bir süratten bahsediyorum ki kimini geçerken göremedim. kırmızı tek kapı araç sahiplerinden uzak durunuz mal çıkıyorlar ek bilgisine de haiz olduk, deneyimlerimiz arasına kattık. aferin bize. şimdi sivrisinek yemi olarak görev yapmaktayız. ama dediğim gibi, artık kalkmalıyım, sanal simge ile maceramız yeni başlıyor..asal muz'un sahibinin soyadı muz'muş, orada asal satıyorlarmış, bu da ekstradan puan olsun..
bugünü senin gittiğin gün olarak kayıt altına almak üzere başlıyorum yazmaya. vendetta çalıyor, bleeding heart. bu şarkıyı hayatıma soktuğun günü saniyesi saniyesine hatırlıyorum. hafızam bana vermesini istemediklerimi sunmak konusunda bir harika, biliyorsun. bütün mutlu zamanlarımı döküyor birbir, senin de dediğin gibi, "o fotoğrafların hepsinde gülüyoruz".. sadece şunu düşünüyorum, uzunca bir zamandır sadece 3 gün çektim elimi üzerinden, sadece 3 gün aramadım, karışmadım, madem istediğin, özlediğin bu ozaman takıl dedim ve şimdi sen çok uzun bir zaman istesem de istemesemde yoksun, çok uzaktasın, dokunamayacağım kadar, sesimi bile duyuramayacağım kadar uzak.
neden oldu tüm bunlar?
hepimiz eğleniyoruz aslında, hepimizin tek istediği birazcık daha eğlenebilmek ve okadar az kişiyiz ki eğlencenin kıymetini bilen, mutluyken teşekkür etmesini anımsayacak kadar buna duacı okadar az insanız ki..herkesin içerisinde koşturduğu şu yaşam savaşı bana öyle hikaye geliyo ki. ömürlerini 2 hafta tatil yapabilmek üzerine kuran ve onunda 1 haftasını para bulamadıkları için evlerinde geçiren, bütün sene boyunca çalışan ve haftasonları da çok yoruldum diyip ters dönmüş böcek taklidi yapan insanların dünyasında bizim yerimiz yok belki de.. eğlenmekten yorulmayanlar diyarında hayali bir uçuş halindeyiz hepimiz, sen paraşütü açıyorsun, biz müzikle salınıyoruz orda burda. soruyorlar sürekli, neyle meşgulsünüz diye, ev hanımı ile sokak kızı arasında bişeyim desem inandırıcılıktan uzak, gerçekçiliğe çok yakın dururum oysa. seni çok özlüyorum. gittiğini, artık ulaşamayacağım bir yerde olduğunu bilmek bu hissi on katına belki yüz katına artırıyor. sana sinirliyken seninle günlerce konuşmamak hiç sorun değildi, çünkü biliyordum ki aradığımda orada olacaktın, küfür de etsen, ağlasan da, oradaydın.
bugünlerinde geçeceğini söyleyerek içimi yahut içini rahatlatmak istiyorum ama günler bize genellikle eskilerinin daha kötülerini getirerek devam etti seyrine. bende kendi seyrime oldukça pesimistik bir bakış açısından devam ediyorum gördüğün gibi. bu durumda rahatlamak da rahatlatmak da mümkün görünmüyor bana. yoksun, gittin, hepsi bu. üzgünüm. o üç günü seninle konuşmadan geçirdiğim için kendimi suçluyorum, hemen arkasından seni suçlamaya başlıyorum bunu bana yaşattığın için.

9 Temmuz 2008 Çarşamba

tutunamayanlar vs. tutunabilenler

check please

biliyorum,aranızda beni tanıdığını iddia edecek olanlar var. çocukluğumu bilenler, fotoğraflarımı görenler, uzun yıllar evvel benimle tanışanlar, "hiç değişmemişsin" diyecek olanlar ile, "vay be ne çok zaman geçmiş" diye düşünenler. bana bakıp zamanı ölçmek isteyenler var. zamanın götürdüklerinden bahsetmek isteyenler, değişimin olumlu olduğunu ispat etmek isteyecekler.. bir yerlere gelmiş olanlar, bir yerlerden geçmiş olanlar, olduğu yerde saydığını kimse kabul etmek istemeyecek biliyorum. (bir tane hariç, o aynı yerde, o zaten oradaydı, hemen yanımda, benimle beraber yerinde saydı -belki de kendimizi kandırıyoruz, belki de büyüdük bizde, belki de bu yeni çıkan hayatla savaşmaya çalışma modası bir akım değilde büyüme emaresi kabul etmek istemiyoruz)
tüm bu şeyleri normal karşılıyoruz. arkadaşlarımız evleniyor, boşanıyor, yavruluyor, yeniden evleniyor, yeniden yavruluyor yahut yeniden boşanıyor, bunların hepsinden hiçbir şey anlamamayı başarıyoruz. oysa eskiden böyle değildi bile demiyoruz. ilişkiler hakkında -kendimizin ve başkalarının ilişkileri- uzun uzun konuşuyoruz, buna "girl talk" deniyor, yahut "chick lang". bir sex and the city esintisi tüm kadın kadına konuşmalarda, enteresan bulunan erkekler dökülüyor ortaya, sorguluyoruz ilişkileri, nedenleri, sonuçları merak ediyoruz, akıllar alıyor akıllar veriyoruz (benimki bana zor yetiyor demiyoruz hiç..), herkes kendi tecrübelerini döküyor ortaya, hiç değişmeyen bir tek şey var o da herkesin acısının kendine biricik olması. hiç kimse aslında diğeri için gerçekten çok üzülmüyor bunu biliyoruz. bir başkasına iletmek üzere dinliyoruz hikayeleri, sonra en yakın diğer arkadaşımızı arıyor ve ötekinin başından geçenleri belki biraz daha ilginç bir hale sokarak aktarıyoruz. kendi hakkında konuşmak istemeyenler için ilaç gibi oluyor bu, çok konuşup hiç anlatmamış oluyoruz.. sonra bir anda olduğun yerde durup da soruyor musun kendine tüm bunları neden dinliyoruz? neden cevaplıyoruz? neden başka hayatlar üzerinde bu kadar durur gibi yapıyoruz?

biliyorum, aranızda benim eskiden böyle olmadığımı söyleyecek olanlar var. eskiden böyle değildin sen.. ne hoş bir cümle. eskiden derken hangi eskiden mesela? o eskiden dediğiniz günlerde daha eskilerden birileri gelip bana "sen eskiden böyle değildin" diyemez miydi mesela? hiç değişmediğini idda edenler bile değişmiyor mu ki? ve bu bir iltifat mıdır yoksa kötüye doğru bir gidişatın habercisi mi? ve her 2 durumda da üzerinde durulup düşünülmesi gereken bir mevzu mudur eskiden böyle olmamak? "eskiden"... ne kadar eskiden?

tecrübe kazanma esnasında -ki ben kazanmadığını idda edenlerdenim- mutlaka bir şeyleri yitiriyor insan. insanlığını mesela. bu konuda b. ile tekrar tartışmak istemiyorum, kendisi tecrübenin iyi bişi olduğuna inanıyor, o tecrübe kazandığı gibi hayatta da bir takım başarıların sahibi, ya da en azından bu mesafeden öyle görünüyor.

diğer yandan g.ye baktığımızda daha yakın bir profil görüyorum kendime. aslında yıllardır merak ettiğimiz sorunun cevabı bu olsa gerek, bu kadar uyumsuz olmamıza rağmen neden hala bu kadar iyi arkadaşız? çünkü diğer insanların akıllandığı, tecrübe kazandığı ve adına başarı dedikleri şeylere sahip olduğu bu dünyada, yerden azıcık yükselmiş, ne yeşeren ne ölen, ne büyüyen ne yerinden sökülen, ne kök salan ne rüzgarda devrilen 2 adet garip sopa gibiyiz. birisi bizi yere dikmiş, olduğumuz gibi duruyoruz. yontulmadan. evet böyle demek mümkün. benzeyen yanımız bu. (birisi bir gün üzerimize oturacak ve biz de görevimizi tamamlamış olacağız bana kalırsa.. hani herkesin bir misyonu varmış ya, bizimki de böle bişi olsa gerek.. kendimiz gidip kimseye batmayacağımıza göre, ancak gönüllü bir göt gelince misyonumuz ortaya çıkabiliyor, ki daha evvel başımıza geldi, daha da gelecek sanıyorum. esas anlamadığım ise o götlerin önce gelip oturup sonra bize battık diye çemkirmesidir ama bunun hakkında uzun uzun konuşacak değilim. sen ağzını yamultarak o küçümser gülümseyişinden yap onlara, ben de kaşlarımı çatıp "domuz gibi" dedikleri bakışımdan atarım. karakteristik özelliklerimizin başında bunlar geliyor ne de olsa..)

ukala diyorlar, kendini beğenmiş, fazla akıllı buluyorlar bazen, bazen çok aptal, fazla hazır cevap ve kelime oyunları ile kendine kurtuluş arayan bir sima, nasıl bilirdiniz? vallahi bilemedik ki diyemiyorlar hiç, sanki sabit bir durum varmış gibi ortada, herkes fikrini döküveriyor orataya. nedensiz hareketlerime bir anlam yüklemeye çalışıyorlar. kimse olduğu gibi kabullenmek istemiyor kimseyi. her hareketin bir anlamı olması gerektiğini düşünüyorlar. düşünmeden hareket etmeye inanmıyorlar. sonuçlarını düşünmüyorsun diyorlar bana, sanki sonuçlarını önceden bilebiliyor gibiler. ne enteresan.. satranç oynamayı beceremiyorum işte bu yüzden. ben sadece kendi hareketlerimden sorumlu görünüyorum ama başkalarının buna karşılık vereceği tepkileri de hesaplamak zorunda olduğumu söylüyorlar. yani hesaplamak, hesaplar yapmak, sonuçlardan korkmak. neden korkamıyorum peki ben? sadece bir piyonum kendimi sürüyorum bir kare daha. sonra diyorlar fil gelir seni yer, kale'm var benim diyorum, arkasına kaçarım, şahlar var bir de oyunda, onlar çok önemliler diyorlar, koruman gereken bir alanın olması lazım, benimse tek dileğim tahtanın ortasında bir o yana bir bu yana salınmak. uçuşan eteklerim ve saçlarımla uyum içerisinde olmak istiyorum. şampuan reklamında gibi takılmak istiyorum sadece. hesaplayamam kimleri yerler, nereleri ele geçirirler. hep ileri adımlar atmak istemiyorum, kimsenin yerinde yurdunda gözümde yok. işte bu yüzden yeniliyorum. bunu kabul de ediyorum ama yenilen pehlivan güreşe doymaz derler, tam tersi oluyor, yenenler geri geliyor, oyun yeniden başlıyor, yenen pehlivanlar tekrar tahtaya dönüyor, benimle oynamaktan neden zevk alıyorlar hiç anlamıyorum..mat olsak artık diyorum. mat.

aman bitmiyor işte. zamanlar geçiyor, kocaman zamanlar. dönüp bakıp hayıflananlar var bir, bir de geleceğin getireceklerinden çok korkanlar, sadece günü yaşayanlar da var, gerisini ilerisini düşünmeyenler. kendime bir grup bulmak istiyorum içerisine dahil olabilecek, hiç birinden değilim sanki. ne geçmişe bakıp geri dönmek istiyorum, ne bir adım ileri gitmek istiyorum ne de bugüne dair acayip beklentiler içerisindeyim. yaşıyoruz işte diyorum ben. hayattayız, bugün de.
prensipler edinerek kendimi hırpalayamam, polyanna gibi takılamam. bir masal kahramanı bulamıyorum kendime, benzer bir hikaye içerisinde, en çok pinokyaya benzeyebilirim küçücük burnumla, ama o da insan olmaya takmış kafasını, kafasını kırasım geliyor hikayenin o kısmına varınca, gene olmuyor. külkedisi olsam üvey annemin ağzına zehirli elma tıkar, şişman kızkardeşlerimi koşu bandına bağlar, ayakkabıyı düşürenin ben olduğumu anlamak için tüm ülkeye giydirmeye çalışan salak prensin kafasına da topuğumla vururdum sanıyorum. yedi cüceleri birbirine düşüren bir pamuk prenses yahut saçlarını kazıtan bir rapunzel de olabilirdim. saçıma tutunarak tırmanacak prens istemem gelmesin, gelecekse kendine bir merdiven inşa etsin! gratel olsam o pastadan evi komple yerdim, içindeki ile beraber. bana en çok uyuyan güzel yakışırdı sanıyorum, onda da öpüp uyandıran prensi tokatlayabilirdim, malum uyandırılınca çok sinirli oluyorum. masallardan bahsederken vahşileşmek tam da bana göreydi biliyorum, burada kesmeliyim, gittikçe sinirleniyorum, birisi dün gece 40 katlı yatağımın altında bir bezelye unutmuş sanıyorum!

daha evvel kısaca bahsetmiş olduğum gibi, gerçekten dünyada gitmek isteyebileceğim hiçbir yer de kalmadı. eskiden en azından onun hayali ile yaşıyordum (son bir kaç senedir), şimdi artık onu da istemiyorum. bu çok da ümitsiz bir hal aldığım anlamına gelmiyor, sadece her yerin bir zaman sonra hiç bir yer kıvamına geldiğini kabulleniyorum. her yer dar. her yer küçük. her yer insan kaynıyor. yalnız bir adaya falan düşmek de istemiyorum, hiç eğlenemem ozaman. hiç bir şeyden emin değilim. kendimi kendinden eminlerin ellerine teslim etsem, yönetseler beni, ne yapmam gerektiğini söyleseler, ama haklısınız, ben kimseyi dinlemiyorum, yoksa insanların tek yağtığı zaten ne "yapmamam" gerektiğini söylemek, dinleyecek olsam onları dinlerdim. dinlemiyorum. içimi dinliyorum ben. belki annemin dediği gibi "şeytanım"ı dinliyorum, o söylüyor arada, ben oynuyorum. yanlış. her şey çok yanlış evet.

annem benimle konuşmuyor. ben de annemle konuşmuyorum. ben 27 yaşındayım, o yarın bir yaş daha yaşlanıyor. hala benim hayatım üzerinde ben bile tahakküm kuramazken onun kurmasının imkanı olmadığı konusunda anlaşamıyoruz, sebep bu. ya da benim hala ona göre hatalar yapıyor olmam. hatalar içerisinde yaşıyorum ve bir şekilde ya başıma bişi gelmiyor bazen de geliyor, ama hiç ölmüyorum. bunu yeterli bulmuyor. kimse istemezdi biliyorum, çocuğunun, elleriyle boklarını temizlediği o ufacık şeyin buna dönüşmesini istemezdi sanıyorum. ama elimden geleni de yapıyorum normal bir hayat oyununu oynamak için. çoğunlukla da bunu sadece onun için yapıyorum ama yetmiyor. haklı olduğunu biliyorum. onu bilmek istemediklerinden uzak tutmaya çalışıyorum ama olmuyor. varlığı beni şu ana dek yaptıklarımın çok daha fazlasını yapmaktan geri tutuyor, ama bu kadarı da yetmiyor. kendinden çok benim için yaşıyor, kendinden çok beni merak ediyor. artık kendisini merak etmek istediğini söylüyor ama yapamıyor.
anne olunca anlarsın sinem..
olmazsam anlayamayacağım anlamına geliyor. aslında bir şekilde anlıyorum. çünkü nasıl onun hayatı benimkine bağlı gidiyorsa benimki de onunkine bağlı gidiyor. beni tutuyor, varken de, yokken de.. her 5 yapmak istediğim hatadan 1 tanesini yapmamı sağlıyor. ama bu yetmiyor. hiç bir şey değişmiyor aslında. ben onu yoruyorum, o bana bunu söylediği zamanda sinir oluyorum. en güzeli birbirimizin hayatından çıkmak diyorum, yıllardır bu böyle gidiyor, yine de ayrılamayan ama devamlı kavga eden evli çiftler gibi birbirimizden de kopamıyoruz. bu belki de anne babası ayrı olan çocukların kaderi diyorum, bir tarafa daha yakın olmak ve o bağı hep hissetmek. bundan ne denli şikayetçiyim ondan bile emin değilim. annemi özledim. ama onu görür görmez içimde kabaracak olan öfkeyi şimdiden tahayyül edebiliyorum. suçlamalar, sorular, yargılar.. hatalar benim hatalarım, annemde dünya üzerine gönderilmiş olan yargıcım. ne olursa olsun, ne olursam olayım beni hep seveceğini söyleyen, ama her hatamda çileden çıkıp benden nefret eden annem. doğum günü yazısı yazmak istiyorum ama elimden dökülenler bunlar.
böyle bişi oldum ben. bunun için özür bile dileyemem. benden başka birisini suçlamak istersen genlerim yahut tanrı ile ilgili düşünebilirsin.. tamamı benim suçum olamaz değil mi?
öf. bunu burada kesmeliyim..özür dilerim. daha iyi bir yalancı olamamam sonucu seni üzdüğüm için. başka hiç bir şey için özür dileyemem çünkü yağtığım şeyin adı "yaşamak" ve bunu senin istediğin şekilde yapamam.

yanlış evet çok yanlış, biliyorum.

8 Temmuz 2008 Salı

çalıkuşu feride ağaçtan düşerse..

- sen hala sigara mı içiyorsun? çok çirkin görünüyor..
- ben hala sigara içiyorum ve çok çirkin görünüyor olmam buna devam etmem için iyi bir neden olabilecek gibi görünüyor.

- neden hala yalan söylüyorsun?
- çünkü hala etrafımda yalan söylememi gerektirecek insanlar barınıyor ve ben kalplerini kırmak istemiyorum. diğer yandan mücadele edicek gücüm de yok. herkes duymak istediklerini duysun ve mutlu olsun. bu kümeye bende dahil olabilirsem hiç bi sorun kalmicak gibi görünüyor.

- ne zaman işe giriceksin?
- tüm dünyanın çalışması ve üretmesi gerektiğine dair duyulan bu inancın kaç yılından itibaren ortaya çıktığını araştırabilecek görev bilincine sahip olmayı ve "kapitalist düzen" ile ilgili doyurucu bir konuşma yaparak bu soruyu bertaraf etmeyi isterdim ama maalesef.. bu durumda en azından şunu söyleyebilirim, bi sponsorum olduğu sürece asla çalışmayacağım.

- ne zaman akıllanacaksın?
- aklın yaşta değil başta olduğunu kabul edersek sanıyorum durumun zamanla bir alakası yok. lobotomi kelimesini araştırmaya sunmak durumundayım..

- hep sadece kendini mi düşüneceksin?
- aksini yaptığını idda edenlere serin kanlılık ile gülümsüyorum. marx'a selam ederim lakin çöktü o ütopya.. herkes hep kendini düşünüyor, kalan zamanlarda gene kendi üzerinden başkalarını. kaldı ki karşımızdakine bir şey ifade etmesi gerektiğine inandığımız o yüce duygu "sevgi", "seni seviyorum" dediğimiz anda gizli öznesi ile her şeyi ele veriyor: BEN seviyorum.. ha ha ha

- ne yemek yaptın?
- barbunya, pilav, puding.

- kendinizi 5 sene sonra nerede görüyorsunuz?
- yemin ederim bu soruya bir gün, bir iş görüşmesinde "derede" şeklinde cevap vericem. yemin ederim.

- ne zaman çocuk doğuracaksın?
- bu bir kadın tuzağı. evlilik çukuruna düşen kadınların, diğerleri de o çukurdan çıkamasınlar diye birbirlerine yönelttikleri bi soru.. yine de cevaplamak gerekirse, aklımın tamamını kaybettiğimden emin olduğumda diyebiliriz. (açık bırakıyorum ki birisi "hani doğurmayacaktın sen" derse aklımı kaybetmişim demekki diyebileyim..)

son nokta: dünya üzerinde gitmek istediğim hiçbir yer kalmadı, sanırım şimdi hepimiz kına yakabiliriz..

18 Haziran 2008 Çarşamba

göğsüm ağrıyor (not the expression, literally ağrıyor). iman tahtası imiş ağrıyan yerin adı. bir tahtam eksik derken kastettiğim tahta bu olabilir mi acaba? sıkıntıdan yahut üzüntüden fiziksel bir acıya kendim yol açmadığım sürece bu tip şeylerin başıma gelmesine alışık değilim. anxiety attack olabilirmiş (bilirkişi raporuna göre..). aman ne güzel. tam da eksik olan şeydi

answer 2:

"There" is no better place than "here." When your "there" has become a "here", you will simply obtain another "there" that will again look better than "here."

16 Haziran 2008 Pazartesi

what does love mean?




"When someone loves you, the way they say your name is different. You just know that your name is safe in their mouth."

Billy - age 4


"Love is when you tell a guy you like his shirt, then he wears it everyday."

Noelle - age 7


"I know my older sister loves me because she gives me all her old clothes and has to go out and buy new ones." (Now THIS is love!)

Lauren - age 4

14 Haziran 2008 Cumartesi

çok yorgunum, beni bekleme kaptan..

çok yorgunum gerçekten. yataktan kalkalı dakikalar oldu henüz biliyorum ama hiç gücüm yok. soluk almakta güçlük çekerek uyandım. ağlayarak ve nefes almaya çalışarak. uyanınca geçer sandım, beter oldum. hangisinin gücü daha fazla, hangisi daha kötü? gördüğüm kabuslar mı, yaşadığım kabuslar mı? hangisi daha gerçek? nefes aldıkça göğsüm daralıyor şimdi, göğsümdeki fil bir kalkıp bir oturuyor, göğsümü eziyor.

12 Haziran 2008 Perşembe

I'M AS FAKE AS A WEDDING CAKE


Ümitsizliğe kapılma.

Müziği hatırla.

Saçlarının uçuşmasını.

Rüzgarı.

Gözlerini kapatıp gülümsediğin anları.

An.

Bir tek an için yaşadığını hatırla.
Uçuştuğunu, eteklerinle ve saçlarınla beraber.

Sahilde yürüdüğünü.

Ayaklarının kumlara batmasını, kumların ayaklarına batmasını.

Akşam olmasını hatırla.

Güneşin batmasını.

Beklediğini ve bulduğunu hatırla.

Şükrettiğin bir takım zamanlar yaşadın.

Az ve öz oldular evet ama değer dedin.

Gece vakti tam gaz giden teknede kollarını iki yana açtın, kahkahalarla gülerken montunu üzerinden çıkardın, tshirtünü üzerinden çıkardın, kahkahalarla gülerken kendine bir baktın ve güldüğünü gördün.

Mutlu olduğunu göğsün yanarak hissettin.

Lütfen bunu hatırla şimdi.

Olduğun yerden mutsuzluk duymak yerine, o mutluluğu anımsayarak yeniden hissetmek mümkün mü?

Tekrarla, mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

mutluluğun sahtesi olmaz.

..

dene(me)

daimi mutsuzluk yoktur.
daimi mutluluk yoktur.
daimi olan hiçbir şey yoktur.
doğanın dengeli olduğunu idda edenler dengesizin başkanıdır.
kendi dengesini bulmaya çalışanlar denemelerini gaz-debriyaj yahut tahteravalli(bir italyan ressam kendisi) üzerinde denemelidir.
denemezlerse yanılmazlarda, buna deneme-yanılma denir.

yan çukuruma..

çukur kaz bana çabuk.

tabanlarım su topladı, artık yürümek istemiyorum dediğimde, bana destek olduğunu sananlar tarafından yaşamak zorunda olduğuma inandırıldım ve daha iyi günler olduğuna inananlar tarafından saçlarımdan sürünerek ilerlemeye devam ettim.

ilerlemek?

bu ne demek?

gerçekten nereye doğru ilerlemekte olduğumuz konusunda hiç bir fikrim yok, aslında sizin de yok.

daha iyi günlerin bizi beklediğine sizin kadar inanç duymadığım için bana şaşkınlıkla bakan gözlerinizin çukurlarının arkasında beyin yerine hep bende olduğunu idda ettiğiniz hayal gücünden başka ne olduğunu söyleyebilirsiniz?

gerçekleri görmemek üzere yetiştirilmiş ve bu sayede inancınızı korumuş olabilirsiniz. ben yetiştirilemedim.
evet, çok uğraştılar.
genel geçer denen şeyleri, tüm o ahlak kurallarını, beklentileri ve yaşam sevincini içime koyabilmek için okadar çok uğraştılar ki, sırf onları üzmemek adına ben bile dönem dönem kendimi kandırabileceğimi sandım. kendisi inanmayıp, inananları yarı yolda bırakmamak adına emeklemeye devam eden tüm arkadaşlarım gibi..
işe girmek, dedikodular dinlemek, para kazanmak, maaş beklemek, sigortam yatıyor mu diye sormak, iş arkadaşı denen şeyin sahteliğine alışmak, kendi istediğin değil korunmak için takmak zorunda olduğun maskelerden seçmek..

seçtim, beğendim, aldım. telefonlarda pazarlıklar yaptım, mal aldım, mal sattım, fatura kestim, imza attım, sinirlendim. sahteliğimi unutup, içerisinde akşam birası ile bir nefeslik yer açarım ve bana yetebilir sandım. bir baltaya sap olmanın şart olduğuna kısa sürelerce kendimi tekrar tekrar inandırmayı denedim.
başardım. hahahaha.. başardım :)
hepimiz ne kadar da mutlu olduk.. diz boyu etekler diyarında diz kapaklarımdaki yaraları sakladığım sürece kimse gerçekten kimsin sen diye sormadı. ben bile.
kimsin sen?
kimsin, ve bizden ne istiyorsun?
önümüzdeki 5 sene içerisinde kendinizi nerede görüyorsunuz?
bunu sadece işe alırken soruyorlar.
ve siz "ben şu anda kendimi göremiyorum" diyemiyorsunuz.
kendimi yarın göremiyorum.
kendimi önümüzdeki sene göremiyorum.
hayır.
istenen cevap 5 sene içerisinde dünyayı ele geçirip paranın amına koymak istediğini uygun bir dille anlatabilecek cengaverler. uygun bir dilim yok benim, ancak dil çıkarıp kaçarım icap ederse.

şirket koridorlarında tıkırdayan ayakkabıların topukları "çimene yat" diye beynime beynime vurmasın diye, tüm bunları unutmaya çalıştım.
sadece para kazanmak için çalışmayanları anlamaya çalıştım.
her şeyin gerçek olduğuna inananları anlamaya çalıştım.
çalışmadım mı amına koduklarım? söylesenize..
bu kadar oldu işte.

yürümek istemiyorum işte. ilerlemek istemiyorum. durdurabildiğim zamanlarım var benim.
bu dünyaya göre değilim diyemeyecek kadar liseli değilim, amanın çok yaşlandım eyvah da, beynim aynı yerde sek sek oynarken ben ne yapayım?

bir çukur kazar mısınız? içine girip azıcık uzanayım..

9 Haziran 2008 Pazartesi

e.

sanki bütün o şeyleri ben yaşamadım. sanki bütün o yollardan buraya kadar ben yürümedim. şimdi ayağımı bastığım yerler öyle yumuşakki, içine girivericek sanıyorum ayaklarım. yanımda olduğun için sen ve benden başka kime teşekkür etmem gerektiğini bilmiyorum, belki, kader mi? temizlik yapıyor musun sen diye soran o küçük kız çocuğundan fersahlarca uzaktayım, temizlik yapmıyoruz biz, kirlenebildiğimiz yere kadar.. kulağımın arkası kaldı (bugün sana dediğim gibi) bir sikmek isteyen çıkarsa diye onu da uzatıyorum, isa'nın dediği gibi tokat yedikçe yanağımı uzatıyorum, diğer yanağımı değil ama, aynısını, bir daha vur, daha çok acıt.. tüm insanlıktan nefret ediyorum, ama bu dünya bana en azından seni verdi, bu sebeple müteşekkir olmam gerekiyor bunu biliyorum. (müteşekkir tek ş ve çift k ile yazılıyor ve buna bu saatte dikkat eden bir tek sen ve ben varız..)ömür boyu yanımda kal, tanrıdan dilemek için son bir dileğim kalmışsa eğer, bunu dileyebilirim..

from g. to y. with love..

We met for a moment and then it's goodbye
but I just lived a lifetime with you in my mind
what would it be to live in your world
if you were my boy and I was your girl

it's crazy this spell you have me under
I know it can't be but I'll always wonder
what would my life be living in your arms
I feel I'll never know
and what would you say
if I were to stay
and just go your way

this is where you lose your mind
and just let your heart unwind
you're blind don't lose control
you're mine don't lose it all

we meet for a moment and then it's goodbye
but I just lived a lifetime with you in my mind
what would it be to live in your world
if you were my boy and i was your girl

it's crazy this spell you have me under
I know it can't be but I'll always wonder
what would my life be living in your arms
I feel I'll never know
and what would you say
if I were to stay
and just go your way

Could you fill in the blanks in my story
tell me what I'm missing what you could be for me
what would I find if I followed your path
all the things I long for that I've never had

it's crazy this spell you have me under
I know it can't be but I'll always wonder
what would my life be living in your arms
I feel I'll never know
and what would you say
if I were to stay
and just go your way

29 Mayıs 2008 Perşembe

değil.

Dönmek
Mümkün mü artık dönmek
Onca yollardan sonra
Yeniden yollara düşmek

Neresi sıla bize, neresi gurbet

Al bizi koynuna ipek yolları
Üstümüzden geçiyor gökkuşağı
Sevdalı bulutlar uçan halılar
Uzak değil dünyanın kapıları

Neresi sıla bize neresi gurbet
Yollar bize memleket

Gitmek
Mümkün mü artık gitmek
Onca yollardan sonra
Yeniden yollara düşmek

Neresi sıla bize neresi gurbet

Takılı akşamlar günbatımları
Çocuk gibi ağlar ya sarhoşları
Olmamış yaşamlar eksik yarınlar
Hatırlatır herşey eski aşkları

Neresi sıla bize neresi gurbet
Yollar bize memleket ..

22 Mayıs 2008 Perşembe

fashion tv nin kahveye takilanlar uzerine etkisi


türk mahalle kahvelerinde fashion tv izlenmesi hakkında sosyolojik bir çalışma yapılması gerekiyor bence. çünkü zaman zaman oyunu falan bırakıp ciddi ciddi defile izlediklerini gözlemlemek mümkün. mesela ne zaman? mesela victoria’s secret’ın angelları podyumdayken..
bu durumda varılabilecek yorumlar için şunlar geliyor aklıma:
1. türk erkekleri moda ile sandığımızdan çok ilgilidir
2. cine 5 şifresi kapalıdır, digiturk aktivitesi yoktur
3. türk erkekleri yarı çıplak kadın izlemeye doymamıştır
lakin bir de şöyle bir durum var dikkatimi celbeden, sadece kahvelerde değil, gece klüpleri adını verebileceğimiz bir takım mekanların 4 yanına serpiştirilmiş olan lcd ekranlarda da karşımıza fashion tv çıkıyor ve sahnedeki sanatçıdan sıkılan gözler fashion tv’ye kayıyor, bu durumda da şunu anlayabiliyoruz ki, arkada müzik çalarken sesi kapalı izlenebilecek en eğlenceli şeylerden biri mankenlerdir. görsel olarak doyurucu, içerik olarak boş adlandırabileceğimiz (en azından moda ile benim kadar ilgili olan kısım için) bu kanal aslında kahvelerde de kötü bir niyetle değil aynen bu sebeple açılmaktadır. yani kahvede oturanlar "bir 31 malzemesi olarak fashion tv" izlememekte, mesela kağıt dağıtılırken boş geçirdikleri zamanda göz zevki tatmin etmektedirler. takip gerektirmeyen, her yeniden baktığınızda yine bir manken ile karşılaştığınız bir kanal olması itibariyle de tercih sebebi olması çok anormal değildir..
ayrıca yine spor salonlarında da çoğunlukla izlenen kanallardan bir tanesidir. motive edici etki yahut az evvel bahsedilen (takip gerektirmeme gibi) sebeplerden tercih sebebidir..
peki başlığın geri kalan kısmındaki "takılanlar üzerindeki etkisi"ne gelecek olursak neler söylenebilir? şöyle ki efendim, bana kalırsa, bu erkeklerin bir miktar daha gözlerinin açılmasına, ve osmanlıdan kalma "balık eti hatun iyidir", "kadın dediğin ele avuca gelir" gibi geleneksel fikirlerden uzaklaşıp, kafalarındaki "güzellik" kavramının yeniden şekillenmesine sebebiyet verebilmektedir.
aslında kendi içine kapalı, mahalle kültürü içerisinde yoğurulmuş, annesinin hamur işleri ile büyütülmüş, gördüğü kadınların çoğunluğu maki adını verdiğimiz kısa ve bodur çalılıklara benzeyen kadınlardan sonra, boyu 1,80den aşağı olmayan, lakin kilosu 50lerde gezen, yükte hafif pahada ağır bu ablaları izlemeleri iyi midir diye düşünmek lazım. nedir bunun sonucu?
adamlar karılarını zaten yılların getirdiği alışkanlık ve depreciation sebebiyle beğenmezken, bir de gün boyu "fashion tv insanı" görmenin etkisi ile iyice beğenmez, aşağılar olabileceklerdir.
tabii bütün kabahati fashion tv’ye yüklemek hıyarlığın önde gideni olacaktır lakin muhtemel etkiler bunlar olabilir..
bir de..bunu da söylemeden geçemeyeceğim elbette, benzerlerini tatil beldelerimizde gören haşin türk erkeklerinin "aha yakaladım" etkisine kapılıp, muhtelif yerlerinden yakalamak istemelerine sebebiyet verebilecektir.
bunu engellemek için fashion tv mi yasaklansın peki?
hayır.
ne diyor ünlü türk düşünürü cmylmz?
(ps:
1. neden kadınlarında ev işi yaparken izleyebilecekleri slip donları ile salınan erkekleri gün boyu gösteren bir kanal yoktur sorusuna kadın vücudunun estetik, erkek vücudunun ise kalın-kıllı-yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve uzak olması gibi çok da manalı olmayan cevaplar verilebilir..
2. fashion tv izleyip karısını beğenmeyen erkeklerin kendileri neye benzer konusuna ise hiç girmek istemiyorum..)

12 Mayıs 2008 Pazartesi




“öyle uzak ki elin, uzakları aşıyor
bütün özlediklerim benden ayrı yaşıyor
ya her şeyim ya hiçim
sorma dünyam ne biçim
bir kördüğüm ki içim
çözdükçe dolaşıyor..”

back


"yine" demekten sıkıldım ama "yine"..

i'm back honey and missed you much..

yüreğime çöküyor hayat içerisine girer girmez, sanki bir rüyadan uyanmış gibiyim hemen koru migrosun önünde muavin dürtmesi sonucu.. uyandırdığı için beni, kızamıyorum bile adama, geldik diyor bana, gelmeyiverseydik diyemiyorum.. yol upuzun sürüyor, her "dönüş" gibi, gidişten çok uzun..


yanımdaki teyze soruyor "nereye gidiyorsun?", lüzumsuz diyalog çabamıza hemen burada son verebilmek adına "cehenneme" demek geçiyor içimden (terbiyesizlik etme sinem..), otobüsün önünde ankara yazıyor, yanlış mı bindim acaba, ben ona sorsam sen nereye gidiyorsun diye, yol uzun dinler dururum, ankara üzerinden muş'a devam edicem ben, yokuş olan yolu tırmanıcam ordan da "giden gelmiyor acep ne iştir" kısmına geçmeyi planlıyorum teyzecim.. gidicem gelmicem.


"öğrenci misin" diyor bu seferde, hangimiz değiliz ki, her gün bir şeyler öğrenmekle geçiyor hayat, dersini bir seferde almayı beceremeyenler için. yüzümden bunlar okunuyor sanırım..nitekim halatım boğum boğum lakin o halat ile yapabileceklerim paşayı gezdirmek ile sınırlı.


diyalog çabası 11 saat için yeterli bir uzunlukta sona erdi, oy şişmanım bacağını altına aldı, beni ezdi ama buna da şükür diyerek devirdim götümü yola bakmaya başladım. kulağıma taktığım kulaklık da teyzeyi susturmak için bir faktör olmuş olabilir elbette..matah bir şey sanki, aman sosyalleşme, oysa ne diyorduk, herkesin bir hikayesi vardır, artık hiç bir hikaye beni cezbetmiyor, mutlu son bulan varsa beri gelsin..


gece 2de denizlide iniyorum otobüsten, aklımın yarısı aynı yönü tersten devam eden ve üzerinde "marmaris" yazan otobüse kayıyor ama artık o kadar genç değilim sanırım, kendi otobüsüme, 2 ton çeken teyzenin yarısına denk gelen koltuğuma dönüyorum. sığıyorum bana uygun görülen yere, uyuyamıyorum, karnım ağrıyor..


sonra ev.

işte şimdi burdayım.

burdayım evet.

başka ne diyebilirim ki?

hayal dünyası burada sona eriyor, gün saymak başlıyor yeniden, sayılı günün çabuk geçeceğini söyleyen amcamın ellerinden öperim..geçmiyor!

8 Mayıs 2008 Perşembe

yanfaklayalım..




"yanfaklamak" isimli bir gerçek giriyor yaşantıma, bir de "ıgh". 2sininde anlamını burada herkes biliyor, "piiz" gibi..
rüyalarıma geri gelen orospu çocuğuna arada bir baktığımda kendime sadece "neden" diye sorabiliyorum. gün içerisinde bir aksama yok, allah bizi rüyalardan korusun..daydreamer bir halim var zaten, genellikle yüzümde aynı oturmuş gülümser ifade ile müzik, rüzgar, deniz ve biz..
kendime bir miktar fazladan karın ağrısı ekledim ama en azından geldiğimden beri beni hiç yolda bırakmayan bir midem var -ki beni bile şaşırttı performansı.. burdan mideme teşekkür etmek istiyorum :)
yine devamlı bir yürüme halindeyim. günün tekne üzerinde olmayan kısımlarında mutlaka yürüyor oluyorum. güneşe doğru seyretmekteyiz genellikle.. güneşe çevriliyorum bende ayçiçekleri gibi..
zaman di'li geçmiş, miş'li geçmiş hiç fark etmiyor, neticede dönüp bakıyoruz, geçen geçmiş..
ve duydukça insanların "hayattan çok sıkıldım" feryatlarını, içimde yaprak kıpırdamıyor, nitekim benim hayatım sonunda benim istediğim yerde, benim istediğim işle başlıyor, daha yeni başlıyor hemde..
velhasıl mutlu iken yazı yazmak gerçekten zor. ne anlatsan beyhude geliyor, acıyı anlatmak ise daha mı kolay yoksa alışılagelmiş olan olduğundan mı işime geliyor bilmiyorum.

elbette her zaman olduğu gibi kafam çok karışık, "nası olucak şimdi" diye soran 40 tilkinin arasında kendime bi nefeslik yer açmaya çalışıyorum, sussun artık bi de düşünmesin mesela, bakalım öyle nası olucak..

gözde'yi çok özlüyorum, çok özlediğim için çok anlatıyorum ve bunun sonucunda insanlar gözde dinlemekten sıkılır bir hale geliyorlar, eğer beni dinlemediklerini fark edersem açıp fotoğraflarını gösteriyorum ki bunun ne derece akıllı bir çözüm olduğundan emin değilim lakin sikime sıkılsınlar taşağıma sıkılmasınlar diye de bir laf ekledim güzide kelime hazinemin içerisinde, onlara ikram etmek isterim..

durum şimdilik bu, elimde süperinden bir fotoğraf makinası, sahil arşınlıyorum,
içiyorum, güzelleşiyorum da sanki bu defa.. :)
beklerim.

4 Mayıs 2008 Pazar

burdayım,
olmayı en cok sevdigim yerde.
denizin hemen dibinde. tepemde güneş, omuzlarım acıyor biraz..müzik güzel evet.
yazacak pek bir şey yok, huzurluyum, mutluyum.
evet evet mutluyum.

24 Nisan 2008 Perşembe

ya..


"yaşamlarında tek bir kez aşık olanlar sığ kişilerdir. onların bağlılık ya da vefa dedikleri şey, törelerin verdiği bir uyuşukluk ya da düş gücündeki bir eksikliktir. akıl yaşamında tutarlılık neyse, duygu yaşamında bağlılık odur - başarısızlığın dile gelişi..."
oscar wilde

dorian gray'in portresi

erkekler yorgun düştükleri için, kadınlarsa meraklı oldukları için evlenirler. ikisi de düş kırıklığına uğrarlar..

reading zindanı türküsü

çılgın pişmanlıklar, kan ter içinde kalmalar,
kimse bilmez bunu benden iyi:
bir'den çok yaşam yaşayanlar,
ölürler bir'den çok..

17 Nisan 2008 Perşembe

all star


"yalnız iki trajedi vardır şu dünyada..
birisi istediğini elde edememek, ötekiyse elde etmek"

"BİR SAHNEDİR YERYÜZÜ, AMA ÇOK KÖTÜDÜR ROL DAĞILIMI"

"yaşlılığın trajedisi, insanın yaşlı olması değil, genç kalmasıdır."


"keyfin anısından ya da pişmanlık duymanın lüksünden başka geride hiç bir şey kalmaz.."

7 Nisan 2008 Pazartesi

beşerin şaşması hali hk.

Şimdi unutmak için çaba harcamak zorunda hissettiğin tüm bu şeylere sahip olmaktan dolayı şükrettiğin bir zamanların var olduğunu aklından çıkartmamalısın. Zaman değişirken beraberinde değişmeden bıraktıkları insanın ancak kendisine zarar verebiliyor, biliyorsun, bu da şu demek oluyor, değişmeye mecbursun. Ve bunu kabullenmek seni biraz daha rahatlatıcaktır. Her şeyin geçeceğini bilmenin rahatlatması gibi. Tüm istediğimiz bu değil mi? Rahatlamak..
Günlerdir güneş yüzü görmeyen yüzüme bir güneş enerjisi taktırmak istiyorum çünkü malesef depolamak işe yaramıyor, içim daralıyor, hava üzerime çöküyor, kalkmıyor ibnenin çocuğu olduğu yerden, virüs gibi yayılıyor, benim canımı gittikçe daha çok sıkıyor.
Sayılı günün geçeceğine dair bir inancım vardı geldiğimde, şimdi gün saymayı unuttuğumdan mı bilmem hiçbir şey beni idare edemiyor. Göğsümde idare lambası yerine ateşten bir yürek taşıdığımdandır belki de bu gerçekten. Kendi kendine yanmaya ayarlı saplı şekere dönüşüyorum, neyseki ateş olsam cürmüm kadar yer yakıyorum ki bu da yarı çapımın sivri kenarlarımla çarpımına denk düşüyor (şimdi hesaplamaya çalışma, bu kadar bilinmeyenli bir denklemin içerisinden çıkamazsın, eldeki verileri ben sana daha sonra fakslicam, hemen, bir faks makinası alır almaz, bilinmeyenler bilinir olur olmaz, eve bir hat bağlatır bağlatmaz, yalan mı söylüyorsun diyorsun, ozaman buyur gerçeklerini, çıkar hesabını, hamiline yazdığım o çeki kullan, nası mı kullanıcaksın, kıvırıp götüne sokarak elbette, bunu da benim söylemek zorunda kalmam ne acıklı, hiç bişeyi öğrenemiyorsun sende, sonra uzaklaşıyorsun, kendi duygularına hakim olamamanın sorumlusu ben miyim, emin misin? Çek neredeyse onu bul, onu kullan..)
Bir takım seçimlerin sonucunda kendimize bulmaya çalıştığımız yolların arasında, kesiştiğimiz noktalara bir anlam yüklemeye çalışmaktı belki de hatamız. Her şeyin bir sebebi olduğuna inanmak ve bunun sonuçlarını görmeye çalışmaktı. Elbette yanıldık, tanrı gözleri kapalı fırlattı zarları, bize oynamak kaldı. Ben şeş beşim, beşerim ve şaşarım da bir nevi.. Bu beklenti içerisinde atmalısın adımlarını, her an şaşabileceğime inanmalısın. Buna güvenmelisin. Belki de benimle ilgili güvenebileceğin tek gerçeğin bu olduğundan emin olmalısın. Nitekim ben kendimin var olduğundan bile emin olamıyorum şu günlerde. Ne dersin belki de bir sabah birisi uyanıp “ne garip rüyaymış” der ve macera biter..

5 Nisan 2008 Cumartesi

we love..







"ASIL ZOR OLAN İNSANIN NEDEN YAŞADIĞINI BİLMESİ DEĞİL, BU SORUYU AKLINA GETİRMEMEYİ BAŞARMASI.."

ACIDAN USANMAK MI?


KABURGALARINDA ATEŞTEN BİR YÜREK YERİNE İDARE LAMBASI YANAN BEN DEĞİLİM!


KARARSIZ SEVDALARA GÜVENİLİR Mİ?


ÖDÜNÇ VERİLMİŞ GİBİ GERİ İSTENEN SEVDALARA NE DENİR?


bana müsade beyler..


Farfarayla doldu ruhumun asilerini sakinleştiren müzik kutusu
Nerde ''play'' butonu ?
bas da çalsın
Kendi yazıtlarım iğnecesine kalbe batsın
Kodes-kafes miraysa canım burda çıksın ahali
Öfke resitalimde dilsizdim ben,
konuşan gözlerimdi
Mutlu sonların kötü başlangıçlarına alışabilmeli
Hayati diğerlerinden kopya çekerek yaşamak budalaca
Kendi yolunun inşası şart tabiiki
Cehennem aşıklarla dolu,
sadakatsizlerin ayakları katedecek yolu
İstemesen de katetmen gerekecek selvi boylu yokuşu
Kendini hergün izleyerek göreceksin yokoluşunu sen de
Yaşadıkça oyuna dahilim
Namussuzluk dünyasında kabus nüfusu artmakta, saklan
Kıyametin tiyoları göz kırpmakta
İnşa ettiklerini yıkmak için gelecekler
Bunun bilinciyle yaşa
Ne yazık ki testlerinize tabi değilim
Bestelerimi deste deste zulaladım
Aheste yürüyen kaplumbağayım
Sen, istanbul'u bacaklarının arasına almışsın
Aferin
helal olsun, işi kapmışsın
Aklın kokuşmuş odalarda baygın, erkek düşü sapkın
Kötü niyetli yaklaşım, şehvet hali zıpkın
Sen çıtırsın, en basitinden kırılırsın
Dev cüsseli şehrim aç, kendini bulunca al ve kaç
Bana müsade beyler, ben gider ahım kalır
Düşman beni hatırlasın, korkum yere batsın varsın
Gül bahçem yangın, küllerim avuçlarımdan taşsın
Son sualde don tutsun dudakların kanasın

marmariste ne var?

4 Nisan 2008 Cuma



içkiverbardaktayarımkalmasın isimli yöresel türkümüzü söylerken bana eşlik etmek ister misin? etmeyeceksen, sigaramı yak, fazla konuşma..

03.07.06

yanımdaki yokluğunu tenime batan iğnelerden hatırlayıp "ayağım uyuştu" diyorum, anla..
civarımdaki cır cır böcekleri susmamacasına bir şeyler anlatıyor.

uzaklara dalan gözlerine bakıyorum, tahmin etmeye çalışıyorum boş mu bakıyorlar dolu mu ve fark eder mi?

mum ışığıyla yakıyorum sigaralarımı, bir Ankara yazının daha ortasına doğru ilerliyorum. ömrümden bir yaz daha geçiyor olduğunu hissetmek yaşlandığım anlamına mı geliyor?
bira değil viski içmek yaşlandığım anlamına mı geliyor?
gerçek denen şeyleri daha kolay kabullenmek yaşlandığım anlamına mı geliyor?
büyümeden mi yaşlanıyorum?
yoksa sadece büyüyorum da adına yaşlanmak mı diyorum?
insan büyüyünce mi yaşlanır yoksa yaşlandığı zaman mı büyür gibi karmaşalarımın sürmesi ne büyüdüm ne yaşlandım anlamına mı geliyor?
peki ama yaşlanmak ne anlama geliyor?

ardımda o şehri bırakmak ilk kez bu kadar rahat oldu.
arkamda bir şey bırakmadığımdan mı bu?
gittiğim her yerden parçalanıp dönmeye alışık bünyem devam edebilmeyi mi öğreniyor?

o Hikyenin Başı Burada, Peki Sonu Nerede?

başsız hikayeler diyarı burası. hep sonların yazıldığı bir yer. severken, sıcaklardan, böceklerden, yorgunluklardan bahsederken, arkasından kelimeler dökülen bir yer. bu kurakta sadece sonlar yazılıyor.
hatırlanmayan bir konunun sonu ama öyle bildik ki her şey..
bu akvaryum genişliğinde dönüp dolaşıp birbirimize çarpmışlığımız var.
bir kaç sefer gözümüze toz kaçmışlığı, gözümüzden yaş akmışlığı, görüp unutmuşluğumuz var..
bir kaç sefer birbirimizin adını görüp telefonu açmamışlığımız, bir kaç sefer de mesaj okuyup cevap vermemişliğimiz var mesela..
nasıl olduysa unutmuşluğumuz var birbirimizi..
başka bedenleri liman sayıp dalgalı bulutlu yüreğimize, onlara sığınmışlığımız var..
affedip dönmüşlüğümüz, hırsımızdan tüm tırnaklarımızı yemişliğimiz var..
kendi akvaryumumuzdaki tüm balıklarla iyi-kötü günlerimiz var. geçmişimiz..
hatta gelmişimiz geçmişimiz var..
şimdi bir hikayenin sonunu yazınca,hepsinin sonunu yazmış oluyorsun.

bu yazıları herhangi bir yerinden okuyan olunca 25 yıllık bir hikayenin sonunu okumuş oluyor.
başını merak eden var mıydı?
çoook eski hepsi..benden bile eski.

bir tarihimiz olsun istedim. "Huzur bulduğum kirpiklerinin gölgesi" diye tarif ettiğim yerden buraya, bize ait bir tarih yaratayım istedim. sana haksızlık ettiğimi hatırlatmadım hiç kendime, dönüp kendi hayatım adını verdiğim bu "başkalarının hayatı"nın toplamından çok uzakta bir yerde senin "kendi hayatım" dediğin başkalarının hayatlarının toplamında ne zor yaşadığını hiç hatırlatmadım. herkes aslında kendi akvaryumuna düşman da, kimi camları görmüyor..
onlar mı şanslı biz mi?
sorma..