2 Mart 2017 Perşembe
10 Ocak 2017 Salı
lüzumlu
Nasıl da salakça umut da umutsuzluk da. Kırılmış hayallerinin arasında oturmuş avunmaya çalışmak da o hayalleri kurmuş olmak kadar saçma. oysa tecrübe kalpte kalan izdir demişti birisi, hiç mi kalmamış yine hiç birinin izi?
ne biçim bi kalbim var benim diye hıçkıra hıçkıra ağladım geçen gün.
e. "öyle düşünme" dedi.
e. yi çok seviyorum, öyle düşünmemeyi başarabiliyor o benim aksime.
kış bitmek bilmiyor. ne zaman başladı bilmiyorum ama bir ömür sürdü diyebilirim.
bir ömrüm daha gitti, sahi kaç canım kaldı benim, o niye daha bitmedi?
bu karanlığın içinden çıkar gibi olduğum günler oluyor.
unutur gibi olduğum ve hayatıma devam eder gibi yaptığım zamanlar.
insana benzediğim saatlerim oluyor.
insan içine çıkabildiğim belirli aralıklar oluyor.
daha da mı kötüleşiyorum aslında? bilmiyorum.
elbette bundan korkmuyorum.
uslu bir çocuk olup en son e.nin bağırmasından beri ilaçlarımı alıyorum.
2 gündür akşamları almam gerekmediğine karar vermiştim, dün akşam "iyiyim ben içmeme gerek yok sabah akşam" diyordum. bu akşam ağlamaya başlamadan hemen önce içsem daha iyi olacağına karar verdim. çok doğru bir karar.
bahar geldiğinde geçecek yine diyorum kendime. havalar ısınacak ve ben yeniden çıkacağım dipten. hep olduğu gibi. bu defa daha uzun sürecek demişti g., öyle mi olacak? çok bunaldım.
"kendimden sıkıldım" yazdığım en az on yazı bulabilirim. geliyor ve gidiyor bu ruh hali. bu defa beklediğimden uzun süren bir acı çekme saçmalığı var sanırım boşluktan oluyor, sarıcak bişi arıyor ve buluyor beyin. beynimi sikeyim. (ne ayıp şey derdi y. olsa, iyiki yok, ne varsa onun yokluğundan var, o varken de başka hiç bir şey yok, onun için de iyiki yok)
eskiden en çok istediğim şey özgür olmaktı sanırım.
şimdi tamamen özgür hissediyorum kendimi ve bir çok gün koltuk ile cam arasındaki mesafeye aşağıya düşme süremi ekleyerek bir hesap yapmaya çalışırken buluyorum kendimi. acıklı bir hikaye.
iki hafta önce ş. kendini 6. kattan attı. bir karısı ve iki kızı vardı. sanırım sıkıldı. çok şaşırmadım bence imkanı olanın delirmesi normal.
ve bitmiyor.
bu delirmenin bir sonu var elbet.
önce içki içmeyi bırakmam lazım tamamen. sonra sakinleşmem.
biraz ısınmam ve kendime gelmem lazım.
lazım.
ne biçim bi kalbim var benim diye hıçkıra hıçkıra ağladım geçen gün.
e. "öyle düşünme" dedi.
e. yi çok seviyorum, öyle düşünmemeyi başarabiliyor o benim aksime.
kış bitmek bilmiyor. ne zaman başladı bilmiyorum ama bir ömür sürdü diyebilirim.
bir ömrüm daha gitti, sahi kaç canım kaldı benim, o niye daha bitmedi?
bu karanlığın içinden çıkar gibi olduğum günler oluyor.
unutur gibi olduğum ve hayatıma devam eder gibi yaptığım zamanlar.
insana benzediğim saatlerim oluyor.
insan içine çıkabildiğim belirli aralıklar oluyor.
daha da mı kötüleşiyorum aslında? bilmiyorum.
elbette bundan korkmuyorum.
uslu bir çocuk olup en son e.nin bağırmasından beri ilaçlarımı alıyorum.
2 gündür akşamları almam gerekmediğine karar vermiştim, dün akşam "iyiyim ben içmeme gerek yok sabah akşam" diyordum. bu akşam ağlamaya başlamadan hemen önce içsem daha iyi olacağına karar verdim. çok doğru bir karar.
bahar geldiğinde geçecek yine diyorum kendime. havalar ısınacak ve ben yeniden çıkacağım dipten. hep olduğu gibi. bu defa daha uzun sürecek demişti g., öyle mi olacak? çok bunaldım.
"kendimden sıkıldım" yazdığım en az on yazı bulabilirim. geliyor ve gidiyor bu ruh hali. bu defa beklediğimden uzun süren bir acı çekme saçmalığı var sanırım boşluktan oluyor, sarıcak bişi arıyor ve buluyor beyin. beynimi sikeyim. (ne ayıp şey derdi y. olsa, iyiki yok, ne varsa onun yokluğundan var, o varken de başka hiç bir şey yok, onun için de iyiki yok)
eskiden en çok istediğim şey özgür olmaktı sanırım.
şimdi tamamen özgür hissediyorum kendimi ve bir çok gün koltuk ile cam arasındaki mesafeye aşağıya düşme süremi ekleyerek bir hesap yapmaya çalışırken buluyorum kendimi. acıklı bir hikaye.
iki hafta önce ş. kendini 6. kattan attı. bir karısı ve iki kızı vardı. sanırım sıkıldı. çok şaşırmadım bence imkanı olanın delirmesi normal.
ve bitmiyor.
bu delirmenin bir sonu var elbet.
önce içki içmeyi bırakmam lazım tamamen. sonra sakinleşmem.
biraz ısınmam ve kendime gelmem lazım.
lazım.
23 Aralık 2016 Cuma
"y. biterken"
ve bitti..
arada olanları yazamayacağım,
tekrar düşünmek, hatırlamak falan istemiyorum.
sonunda zorla da olsa yüzyüze geldin benimle, sorularıma "ben böyleyim", "istemiyorum" cevaplarını verdin (bütün sorularımın cevabı olur bu ikisi)
sonra bitti.
sonra anladım..
2 aylık ilişkinin arkasından 1.5 ay gözyaşı dökmek de neymiş dedim dün, ayrıldığımızdan beri ilk defa dışarı çıkıp gerçekten eğlendim.
bu seni hiç düşünmüyorum demek değil ama artık seni istemiyorum.
güle güle git sevgili, yolun açık olsun.
tekrar düşünmek, hatırlamak falan istemiyorum.
sonunda zorla da olsa yüzyüze geldin benimle, sorularıma "ben böyleyim", "istemiyorum" cevaplarını verdin (bütün sorularımın cevabı olur bu ikisi)
sonra bitti.
sonra anladım..
2 aylık ilişkinin arkasından 1.5 ay gözyaşı dökmek de neymiş dedim dün, ayrıldığımızdan beri ilk defa dışarı çıkıp gerçekten eğlendim.
bu seni hiç düşünmüyorum demek değil ama artık seni istemiyorum.
güle güle git sevgili, yolun açık olsun.
2 Kasım 2016 Çarşamba
ilişkinin neresi?
çok yoruyor beni, çok mutsuz ediyor şimdi.
beni çok mutlu eden, ayağımı yerden kesen, kalbimin yeniden çarptığını, var olduğumu, yaşadığımı hissettiren şey şimdi beni öldürüyor.
aynı his bunların ikisini de yaşatan, aynı kaynaktan geliyor..
ve bu sabah "ilişkinin başında olsa hadi neyse " diyorsun, 2. ayı 2 gün önce biten ilişkimiz için,
"burası zaten ilişkinin başı ama sanırım sen sonuna geldin" diye fırlıyor ağzımdan.
aslında bunun yerine okadar çok söylemek istediğim şey var ki..
bunun üzerine seninle konuşmak istemediğimi söyleyip kaçıyorum.
çünkü ağlıyorum.
çaresizlikten ağlamak bu,
ama durdurmaya çalışmıyorum, aksın gitsin ve içimde ne varsa çıksın, yeniden tertemiz ve bomboş bir meydan kalsın diye bekliyorum.
gitsin bu his, bu hisler.
çok mutluluklar, çok mutsuzluklar, hepsi gitsin.
malesef böyle bir seçmece yok işte,
okadar yüksekten uçarsan bu kadar çakılmayı da göze alırsın.
ben bunu biliyorum.
yine de her defasında, ilk defa gibi yaşıyorum.
buna tahammül etmek benim için çok zor.
7 gün ayrı kaldıktan sonra sevişmek için geceyi bekleyebilmene, gece kısacık sevişip uyumana mesela.
sabah sevişmemeye sonra,
akşam benim uyumama izin vermene,
benim uyanıp sana neredeyse tecavüz etmeme..
sonraki sabah yani bu sabah uyanıp sana sırnaşmama hiç cevap vermemene.
yanına yattığımda sarılmamana, beni bir kere öpmemene.
bana artık öyle bakmamana,
gözünden bir dakika ayırmak istemezken şimdi önündeyken görmemene..
buna alışmak çok zor.
kayıp gidişini, bitişini izlemek ya da belki senin için dönüşmesi bu bilmiyorum, ama bu kadar çabuk söndüğünü görmek çok zor.
oturdum ağlıyorum ne salakça.
yapacak başka hiç bir şey olmadığı için oturup fotoğraflarımıza bakıp ağlıyorum.
ne kadar mutlu olduğuma bakıp bunun elimden alınışına ağlıyorum sanırım.
evet çok mutsuzum.
bunu haketmiştim değil mi?
çünkü kimse okadar mutlu olmayı hak etmiyor işte..
geçen gün seninle konuştuğumuzda "bunun olacağını ikimizde biliyorduk değil mi?" diye sordun, evet dedim bende sana, elbette biliyorduk aynı hararetle devam etmeyeceğini, ama bu kadar çabuk / bu kadar net biteceğini de bilmiyorduk değil mi?
bir de tabi, sende biterken bende yanmaya devam etmesi sanırım işleri beter etti..
ben seni hala öyle istiyorum çünkü, hala her saniye..
benim "fazla" olduğumu söyledin, "fazla üzerine titremek"ti sanırım tam olarak dediğin,
ben de dedim ki,
ikimiz eşittik,
sen eksilince ben fazla kaldım.
bana sorarsan ben sabit durdum yani,
durmayan ya da duramayan sendin..
çok çabuk alıştım ve şimdi çok özlüyorum biliyor musun?
bu özlem duygusu buraya gelip senin yanında olunca geçer sanmıştım,
geçmedi.
daha da artıyor hatta sanki..
ayaklarını sürüye sürüye yataktan kalkıp yanıma gelip bana sarılmanı çok özledim.
yanında olmadığım, uyandığında beni yanında göremediğin için söylenmeni,
saçlarımı sevip beni öpmeni çok özledim.
geçer diye bekliyorum,
geçmiyor.
geçecek biliyorum ama bu da beni avutmuyor.
geçmesini istediğim şeyin bulunması ne kadar zor bir şey olduğunu bilmek beni daha da üzüyor..
karanlık sabahlardan / yiğit'e..
26.10
Yataktan ağlayarak kalkmayalı uzun zaman olmuştu..
Olur bazen böyle.
Gece kafamın içinden kovamadığım düşünceler ben uyurken sanki
orada kendi kendine büyümeye devam eder, gözlerimi açtığım anda hepsi daha da
kötüleşmiş olarak üşüşür kafama, uyanır uyanmaz bir gece öncekinden de ağır bir
karanlıkla çöker üstüme.
Genelde böyle zamanlarda karanlıkta uyanırım, bugün de öyle oldu.
Sonra ağlamaya başladım. Uyanmaya isyan etmek gibi aslında yaptığım.
Yeni bir güne yine aynı düşünceler ile başlamanın üzüntüsü..
Uyuyunca hiç bir şeyin geçmediğini hatırlamanın sıkıntısı.
Dün ağır bir gündü, ağır bir kapanış oldu benim için,
Sen hiç bir şeyden habersiz gibi duruyorsun, nasıl böyle
oluyorsun?
Bir anda okadar yakın ve bu kadar uzak,
Bir anda her şeyken bir anda yok..
Bir kere özledim demeden, bir kere sevdiğini söylemeden, sesini
duymak istemeden, bütün akşam boyu bir kere aramadan mesela, eksikliğini
hissetmeden..
Nasıl duruyorsun?
"Ben böyle bir ilişki istemiyorum" diye başlayan bir
yazı yazmıştın bana, dün akşam üzeri 6'dan beri "ben böyle bir ilişki
istiyor muyum?" diye düşünüyorum, nasıl tutuluyor bunun terazisi?
Bütün güzel şeyleri, bütün o mutlu anları, sevgini, hayallerini
terazinin neresine koyuyorsun mesela bu cümleyi kurarken?
Saat 17:30 civarında, sen evde duşa girdin, ben evde seni
düşündüm..
Beraber duşa girdiğimiz bir sürü günden birini..
Sonra sana yazdım "sabah seni öpüp uyandırmamı özledin
mi?"
Sonra uzattım bunu, benim aklıma gelenleri senin de aklına
getirmek istedim,
Sen de hatırla ve sende özle..
Sana da hatırlatmak için yazdım.
Yine aynı şeyi yaptın ve ":))" gönderdin bana.
Özledim demek olmayan, bana sadece hissetmediğini ifade eden bir
gülücük.
Aynı yerde değiliz dedim, aynı modda değiliz, şu an benim gibi
hissetmiyor, peki..
Dayanamadım, ben seni çok özledim yazdım.
Cevap yok.
Tekrar sensiz olmaya alışmak çok zor oluyor dedim.
Cevap yok..
Sonra acaba meşgul müsün diye düşündüm, sana sordum, evle ilgili
bir şeyler bakıyorum cevabını verdin.
Dedim ki anlamıyor herhalde beni üzüyor olduğunu,
yazdım sana,
Daha önce İstanbul'da anlatmıştım, fiziken uzağımda olduğunda
bazen ruhen de çok ayrı düştüğümüzü hissediyorum ve bu beni çok üzüyor
demiştim.
Bir daha anlattım.
Kendimi zaten kötü hissediyorum senden ayrı olduğum için, bir de
sen böyle yapınca sanki "geçmiş" gibi geliyor, kırılıyorum, canım
yanıyor dedim.
Yok, yine umursamadın.
Umursamazlığını daha iyi anlatamazdın.
Ve sonra benim için dün bitti.
Dışarı çıkıyorum dedim sana, aradın.
Neden aradığını bilmiyorum aslında.
O ana kadar ilgili çekememişken dışarı çıkacak olmam seni neden
ilgilendirdi bilmiyorum.
Telefonu açmıyor olmama sinirlendin (çünkü hazırlanıyordum) sonra
da "sonra ararım" dediğim için yükseldi sesin, telefonu suratıma
kapattın.
Tekrar konuştuk, senin için önemli olanları öğrendin; kimleyim,
nereye gidiyorum, ne yapacağım.. sonra kapattın.
Bu kadar.
Bütün akşam bir daha konuşmadık.
Serkan'la yemekte olduğun için ben aramak istemedim, sen de
aramadın.
Sonra kalkıp Kadıköy'e gittiniz, kalabalık bir grup oturdunuz,
aramadın, uykum geldi benim yatıcam dedim, aramadın.
Aramanı gerektirecek bir şey yoktu elbette, belki sesimi duymak
istersin diye düşündüm, yanlış düşünmüşüm.
Ben uyuduktan sonra (gece 1 buçukta) "ben de haber istiyorum
ama vermiyorsun :(" yazmışsın.
Uyuduğumu biliyordun oysa. Şunu düşündüm, o saatte canın benimle
haberleşmek istemiş, anca.
Bunların hepsi benimle ilgili şeyler.
Benim beklentilerim ve karşılanmamaları ile ilgili.
Bu beklentiler olmadan geriye ne kalıyor onu bilmiyorum ama.
Sevilmeyi ve bunu hissetmeyi beklemeden, özlenmeyi ve bunun
söylenmesini istemeden ne kalıyor geriye? İnsan bunları beklemeden nasıl devam
eder bir ilişkiye?
Çok yanlış bir şey yapıp senin ne düşündüğünü bulmaya çalışıyorum,
yine sana sormak yerine kendi içimde anlamaya çalışıyorum, attığın ya da
atmadığın mesajlardan bir sonuca varmaya çalışıyorum.
Ne hissettiğini bulmaya, sebebini anlamaya, bunu kafamda bir
mantık içerisine yerleştirmeye çalışıyorum ve yapamıyorum. Yardımına ihtiyacım
var.
Bana bunların neden olduğunu senin açıklamana ihtiyacım var, ben
tek başıma bu karanlıktan çıkamıyorum.
27.10
ilk başlarda her şey ne kadar zor
oluyor.
bir insanı tanımak, anlamak,
alışmak, kötü yanlarını görmek ve vazgeçmemek..
güvenmek ne zor oluyor.
yeni bir krizimiz var bu sabah.
bu hafta sen Ankara'ya gelecektin.
Aslında şöyle önce Özlem'ler ile Ören'e gidip teknede kalacaktık,
ben istemedim.
Sonra Asos'a gidelim dedik.
Hem geçen hafta Bodrum'da olduğumuz hem haftaya Bodrum'da
olacağımız hem ben bu haftanın da yarısını İstanbul'da geçirmiş olduğumdan
vazgeçtik.
Geçen hafta sen Ankara'ya gelecekken benim müşterim çıktığı ve ben
geldiğim için de bu hafta sen gelirsin diye konuştuk. Sen dedin. Sonra
"Belki haftasonu gelmem haftaiçi gelirim" dedin, sonra yine ne zaman
gelebileceğin belli olamamaya başladı.
Ben heyecan ve özlemle bekliyor olduğumdan dün sana "eğer sen
gelemeyecek olursan yine ben gelirim" dedim.
Bu sabah "benim canım Ankara'ya gelmek istemiyor" dedin
en sonunda.
Ve elbette ben buna çok bozuldum.
"Ankara'ya gelmek için yeterli motivasyonun yok demekki"
dedim sana, cevap vermedin.
Bende nasıl bir his yarattığını anlatmaya çalıştım sana, ama
sanırım beceremedim.
Sen Ankara'ya değil bana geliyorsun dedim,
Benim aklım bunu "seni görmesem de olur" şeklinde
yorumluyor dedim,
Desen ki sevgilim seni çok özledim ama ben gelmiyim sen gel,
farklı anlaşılacak dedim,
Beni yeterince özlemediğini, senin için beni görmemenin çok da
fark etmediğini düşündürüyor bu bana dedim..
Keşke yaptığının beni ne kadar üzebildiğini sana göstermenin bir
yolu olsa.
Ama sadece kelimeler var elimde bu yüzden yazarak anlatmaya
çalışıyorum bende.
şimdi bekliyorum.
senden gelecek cevabın nasıl olacağını bekliyorum.
benim kelimelerim buraya kadar.
12 Mayıs 2016 Perşembe
12/2010
Düşünmesi bile zor şeylerin gerçekleşmesini istiyorum.
Ben böyleyim.
İstemeye ve almaya,
alamayacaklarımı istememeye alıştırmışım kendimi.
Acayip bir insanım biliyorum.
Sert ve köşeli, yusyuvarlak ve yumuşacık.
Bir ayna değilim belki ancak uygun ortam şartlarında ne dikenim kanatır ne sözüm ağlatır.
Yalnızca, yalnız olduğumda ve bunun sebebi ben olmadığımda, yani özlediğim ve istediğim (ki istediğime göre "alabileceğimi" tahayyül ettiğim) biri olduğunda hırçınım. çok hırçın belki..
"öyle uzak ki elin, uzakları aşıyor,
bütün özlediklerim benden ayrı yaşıyor.
ya her şeyim ya hiçim,
sorma dünyam ne biçim,
bir kördüğüm ki içim,
çözdükçe dolaşıyor"
şimdi, yine, yalnız içiyorum.
rakı bardağını su bardağına vurup "yalnız içen yalnız olur" diyerek,
yakın geçmişten uzak geçmişe doğru herkesi özleyip, özlemini kendine saklayıp, çok uzun zaman sonra "sensiz olmaz" dinleyip, biraz daha içiyorum.
neyse ki hala kurşun kalem var.
neyse ki hala, defter tutmayı bıraktıktan çok sonra bile, son bir umut "belki yazarım" diyerek aldığım defterin rastgele açılmış boş sayfaları var.
neyse ki hala kelimeler var. tüm eylemsizliğimle yazabiliyorum.
neyse ki hala bana zevk veren bir içki, çektikçe içimi dolduran bir sigara, idare lambası değil harlı soba gibi yanan bir yüreğim ve acıtsa da ne kadar mutlu olabildiğimi de hatırlatan bir hafızam var.
neyse ki hala müzik ve koku var. ne istiyorsam onu getiriyorlar.
kimi özlediysem, hangi hatırayı çektiyse canım, nereye gitmek istediysem..
Ben böyleyim.
İstemeye ve almaya,
alamayacaklarımı istememeye alıştırmışım kendimi.
Acayip bir insanım biliyorum.
Sert ve köşeli, yusyuvarlak ve yumuşacık.
Bir ayna değilim belki ancak uygun ortam şartlarında ne dikenim kanatır ne sözüm ağlatır.
Yalnızca, yalnız olduğumda ve bunun sebebi ben olmadığımda, yani özlediğim ve istediğim (ki istediğime göre "alabileceğimi" tahayyül ettiğim) biri olduğunda hırçınım. çok hırçın belki..
"öyle uzak ki elin, uzakları aşıyor,
bütün özlediklerim benden ayrı yaşıyor.
ya her şeyim ya hiçim,
sorma dünyam ne biçim,
bir kördüğüm ki içim,
çözdükçe dolaşıyor"
şimdi, yine, yalnız içiyorum.
rakı bardağını su bardağına vurup "yalnız içen yalnız olur" diyerek,
yakın geçmişten uzak geçmişe doğru herkesi özleyip, özlemini kendine saklayıp, çok uzun zaman sonra "sensiz olmaz" dinleyip, biraz daha içiyorum.
neyse ki hala kurşun kalem var.
neyse ki hala, defter tutmayı bıraktıktan çok sonra bile, son bir umut "belki yazarım" diyerek aldığım defterin rastgele açılmış boş sayfaları var.
neyse ki hala kelimeler var. tüm eylemsizliğimle yazabiliyorum.
neyse ki hala bana zevk veren bir içki, çektikçe içimi dolduran bir sigara, idare lambası değil harlı soba gibi yanan bir yüreğim ve acıtsa da ne kadar mutlu olabildiğimi de hatırlatan bir hafızam var.
neyse ki hala müzik ve koku var. ne istiyorsam onu getiriyorlar.
kimi özlediysem, hangi hatırayı çektiyse canım, nereye gitmek istediysem..
11 Aralık 2015 Cuma
kadere mi inat
şarkı diyor ki "hayat, kadere inat, seni sil baştan yaşayacağım"
böyle söylenince ne büyük büyük duruyor laf da
ben desemki mesela ben yaşadım defalarca
sildim sildim yazdım hiç de yorulmadım
hep bir öncekinden daha iyi olacağına inandım
"en baştan" olmadı belki ama
sayfayı yırttığım yerden yeniden başladım
olmadı.
üstelik kaderle bir inatlaşmam falan da yoktu.
kader "yazgı" demekse bir yazanı da olmalı diye düşündüm.
öyleyse kader de bana ait olduğuna göre en doğrusu benim yazmamdır dedim.
insanoğlu olmamdan kaynaklı pek çok teknik arıza oldu yazınlarda,
yırttım sayfayı, sil baştan yaşayalım dedim.
10 yılda 7 kere taşındım, 2 şehir değiştirdim, 3 büyük ilişki yaşadım, 1 evlilik bitirdim.
yoruldum amına koyim, çok yoruldum.
Tonlarca kavga ettim, en büyük kavgamı kendimle verdim.
en büyük hayalimi önce gerçek sonra yalan ettim.
ne diyordu ; şarjörü doldurdum, hep sonunda kendimi vurdum..
inadına değil ama belki de başka şansım olmadığından hep ayakta kaldım.
daha aslında hiç gerçekten devrilmedim.
ama iyi yoruldum.
velhasıl, öyle büyük büyük söylediği gibi ister kadere inat ister kıçına kanat,
bir yere de varamadım sil baştan yaşamalar sonunda.
çocuk aklıma bilmediğim birinin soktuğu üzere eğri başlayan çizgi de doğrulmadı.
doğru bildiklerimi uygulayacak gücüm,
bilmediklerimi öğrenecek götüm,
daha fazla aranızda yaşayacak mecalim kalmadı diyip sahneyi terk etmeyi gerçekten çok isterdim ancak sanırım umutsuzca sonunu bekleyen huysuz insanlardan biri daha aranıza katılmak üzere. kendimi öldürecek enerjim olmadığından kendimi öldürmediğimi söylediğimde gülümseyen psikolog bana inanmamış gibi..
böyle söylenince ne büyük büyük duruyor laf da
ben desemki mesela ben yaşadım defalarca
sildim sildim yazdım hiç de yorulmadım
hep bir öncekinden daha iyi olacağına inandım
"en baştan" olmadı belki ama
sayfayı yırttığım yerden yeniden başladım
olmadı.
üstelik kaderle bir inatlaşmam falan da yoktu.
kader "yazgı" demekse bir yazanı da olmalı diye düşündüm.
öyleyse kader de bana ait olduğuna göre en doğrusu benim yazmamdır dedim.
insanoğlu olmamdan kaynaklı pek çok teknik arıza oldu yazınlarda,
yırttım sayfayı, sil baştan yaşayalım dedim.
10 yılda 7 kere taşındım, 2 şehir değiştirdim, 3 büyük ilişki yaşadım, 1 evlilik bitirdim.
yoruldum amına koyim, çok yoruldum.
Tonlarca kavga ettim, en büyük kavgamı kendimle verdim.
en büyük hayalimi önce gerçek sonra yalan ettim.
ne diyordu ; şarjörü doldurdum, hep sonunda kendimi vurdum..
inadına değil ama belki de başka şansım olmadığından hep ayakta kaldım.
daha aslında hiç gerçekten devrilmedim.
ama iyi yoruldum.
velhasıl, öyle büyük büyük söylediği gibi ister kadere inat ister kıçına kanat,
bir yere de varamadım sil baştan yaşamalar sonunda.
çocuk aklıma bilmediğim birinin soktuğu üzere eğri başlayan çizgi de doğrulmadı.
doğru bildiklerimi uygulayacak gücüm,
bilmediklerimi öğrenecek götüm,
daha fazla aranızda yaşayacak mecalim kalmadı diyip sahneyi terk etmeyi gerçekten çok isterdim ancak sanırım umutsuzca sonunu bekleyen huysuz insanlardan biri daha aranıza katılmak üzere. kendimi öldürecek enerjim olmadığından kendimi öldürmediğimi söylediğimde gülümseyen psikolog bana inanmamış gibi..
19 Ekim 2015 Pazartesi
niyet
git diyorum gitmiyor.
kalamıyor da ama.
varla yok arasında, tam da şarkının dediği gibi
ölüm gibi bir şey oldu ama ama ama
kimse ölmedi.
çünkü biliyoruz artık ağır yaralı çıkılsa da aşklardan, aşk acısı kimseyi öldürmüyor bu dünyada.
öyle hızlı dönüyor ki dünya değil onu, kendini bile unutturuyor sana.
belki de en çok kendini.
eskiden diye gülümseyerek anlattığın kadını unutturuyor.
daha az hatırlıyorsun onu, daha az seviyorsun belki.
bir çok hareketi saçma ve çocukça ve hatta yanlış geliyor sana.
bugünün doğruymuşcasına.
çok zor bir gece geçiriyorum yine.
sanki bir kabuk daha eskitiyorum, sırtımdan atıyorum derimi, çok acıyor çıkarken ama çıkartıyorum.
derisiz kalıyorum sonra.
şaşkın ve savunmasız
kabuksuz.
çok acıyor.
karnımı tuta tuta ağlıyorum yine ve bir anda geçiyor.
sopsoğuk, çok esiyor,
bu gece ayaz var değil mi?
atlatırız diyor içimdeki şaşkın,
bir bakıyorum kalan bütün duygularım da şaşkın
iç organlarım çekiliyor bir süre
karnımı tutuyorum kaçmasınlar diye
sonra geçiyor
yeniden yazmaya başlıyorum
insan yazarken yaşadığını unutuyor
belki en çok acı çekerken yazılıyor
ne dersin eski dostum?
arada ellerim titriyor.
beni uyarmıştın.
dinlememiştim.
sonra bir daha dinlemedim.
sonra bir daha dinlemedim.
kalamıyor da ama.
varla yok arasında, tam da şarkının dediği gibi
ölüm gibi bir şey oldu ama ama ama
kimse ölmedi.
çünkü biliyoruz artık ağır yaralı çıkılsa da aşklardan, aşk acısı kimseyi öldürmüyor bu dünyada.
öyle hızlı dönüyor ki dünya değil onu, kendini bile unutturuyor sana.
belki de en çok kendini.
eskiden diye gülümseyerek anlattığın kadını unutturuyor.
daha az hatırlıyorsun onu, daha az seviyorsun belki.
bir çok hareketi saçma ve çocukça ve hatta yanlış geliyor sana.
bugünün doğruymuşcasına.
çok zor bir gece geçiriyorum yine.
sanki bir kabuk daha eskitiyorum, sırtımdan atıyorum derimi, çok acıyor çıkarken ama çıkartıyorum.
derisiz kalıyorum sonra.
şaşkın ve savunmasız
kabuksuz.
çok acıyor.
karnımı tuta tuta ağlıyorum yine ve bir anda geçiyor.
sopsoğuk, çok esiyor,
bu gece ayaz var değil mi?
atlatırız diyor içimdeki şaşkın,
bir bakıyorum kalan bütün duygularım da şaşkın
iç organlarım çekiliyor bir süre
karnımı tutuyorum kaçmasınlar diye
sonra geçiyor
yeniden yazmaya başlıyorum
insan yazarken yaşadığını unutuyor
belki en çok acı çekerken yazılıyor
ne dersin eski dostum?
arada ellerim titriyor.
beni uyarmıştın.
dinlememiştim.
sonra bir daha dinlemedim.
sonra bir daha dinlemedim.
sonra bir daha dinlemedim.
sonra bir daha dinlemedim.
sonra artık kendimi kaybettim. bu gece bulmaya niyetlendim.
3 Haziran 2015 Çarşamba
22 Kasım 2014 Cumartesi
12 Haziran 2014 Perşembe
kim kazanmış?
Eve gelirken dolunayı gördüm, kocaman oturuyordu gökyüzünde.
aklıma yine sen geldin, ne acı, her dolunayda kavga etmedik diye sevinmek kadar basitti her şey.
dolunaydan korkmak diye bir şey vardı.
kavgaları dolunaya bağlamak ve etkilenmediğine sevinmek.
şimdi yok.
kavga da yok, sevinç de.
kazandık mı?
aklıma yine sen geldin, ne acı, her dolunayda kavga etmedik diye sevinmek kadar basitti her şey.
dolunaydan korkmak diye bir şey vardı.
kavgaları dolunaya bağlamak ve etkilenmediğine sevinmek.
şimdi yok.
kavga da yok, sevinç de.
kazandık mı?
kırık
Nasıl da yabancılaşıyor insan.
Kendine, benim dediğine, ben'im dediğine bile.
Nasıl da uzak oluveriyor en yakınlar,
nasıl gerçekten anlamak ne zor.
yanında yatanla arana giren mesafeyi akıl almıyor,
sarılayım diyorsun kolun yetmiyor.
kalp öyle çok yerinden, öyle derin derin kırılıyor ki kısacık zamanda
telafisi mümkün olmuyor.
Kendine, benim dediğine, ben'im dediğine bile.
Nasıl da uzak oluveriyor en yakınlar,
nasıl gerçekten anlamak ne zor.
yanında yatanla arana giren mesafeyi akıl almıyor,
sarılayım diyorsun kolun yetmiyor.
kalp öyle çok yerinden, öyle derin derin kırılıyor ki kısacık zamanda
telafisi mümkün olmuyor.
6 Mayıs 2014 Salı
lüzumundan fazla beyaz
sıradanlığı kabul edebiliyor insan.
monotonluğu.
huzur adına aslında olmayacak pek çok şeyi kabul edebiliyor.
yeterki huzurumuz bozulmasın..
devlet nezdinde "istikrar sağlamak" gibi bir şey bu.
devlet istikrarlı olarak bizi sikiyor ancak beklenmedik bir durumla karşılaşmamak için yine de aynı kişilere oy veriyoruz ya, hayat da aynı onun gibi.
düzenimiz bozulmasın diye "düzen"i değiştirmiyoruz.
sene 2014, yaşım 33.
elimde soğuk bir bira var, çok uzun yıllardır.
yazıyorum. çok uzun yıllardır.
ahmet kaya dinliyorum. sen benim hiçbir şeyimsin. çok uzun yıllardır.
"hiçbir şey"i youtube'a video yükleyen hiç kimsenin doğru yazamamış olmasını üzülerek izliyorum. çok uzun yıllardır.
çok uzun yıllar sonra, bu akşam eve gelirken,
her şey yolundayken şimdi, evimize doğru gelirken,
mutluyken, huzurluyken, sorunsuzken,
yine aynı his geldi içime. "
ölsem" diye düşündüm.
şimdi ölsem artık ben.
hiç geçmeyen bu histen hiç kimseye bahsetmemeyi öğrendim.
özellikle de ölmek için bir sebep olmayan zamanlarda bunu insanlara açıklamanın imkansız olduğunu öğrendim.
insanların hep öleceklerini bilerek ama hiç ölmeyeceklermiş gibi yaşadıklarını,
ölümü hiç akıllarına getirmediklerini ve hep kendilerinden uzak sandıklarını,
oysa yaşamın aslında bir zaman dilimi içerisinde çürümek anlamına geldiğini,
yine de ölümden bahsedildiğinde, onlara göre erken, bekleyene göre geç bir ölüm mesela-
suratlarının nasıl da şekil değiştirdiğini öğrendim.
bütün düşündüklerini söylememen gerektiğini çok geç öğrendim mesela.
bu gece, buraya gelirken bir kere daha "ölsem" dedim,
kendiliğinden gelmeyecekmiş gibi duran bir ölümü bekledim.
hala değişmemiş olmasına inanmak zor aslında,
bir insanın benim kadar uzun zamandır,
hem de öyle ani öfke patlamaları ile değil, durduk yere, bazı zamanlarda,
hele de böyle şimdi dediğim gibi tam da bütün istediklerine sahipken
hala ölmek istemesi garip değil mi?
garip.
bu dünya, bu insanlar, kurmaya çabaladığımız ilişkiler,
kurduklarımız, yıktıklarımız, kalıntılarında hala dolaştıklarımız,
bu emek, çaba, dayanma gücü,
her sabah yeniden başlamak farklı bir gün gibi,
her sabah farklı bir güne başlamak, dünü halledebilmiş gibi,
çok yorucu.
bütün kumdan kalelerim yıkıldı.
hep yenisini yaptım, bak bu sonuncusu..
her yeni yapılan ile eski yıkılanları andım,
yenisini yaparken değil eskisini anarken yoruldum.
belki de hep yorgundum.
çok erken yoruldum belki de ben,
belki de hep yorgundum.
monotonluğu.
huzur adına aslında olmayacak pek çok şeyi kabul edebiliyor.
yeterki huzurumuz bozulmasın..
devlet nezdinde "istikrar sağlamak" gibi bir şey bu.
devlet istikrarlı olarak bizi sikiyor ancak beklenmedik bir durumla karşılaşmamak için yine de aynı kişilere oy veriyoruz ya, hayat da aynı onun gibi.
düzenimiz bozulmasın diye "düzen"i değiştirmiyoruz.
sene 2014, yaşım 33.
elimde soğuk bir bira var, çok uzun yıllardır.
yazıyorum. çok uzun yıllardır.
ahmet kaya dinliyorum. sen benim hiçbir şeyimsin. çok uzun yıllardır.
"hiçbir şey"i youtube'a video yükleyen hiç kimsenin doğru yazamamış olmasını üzülerek izliyorum. çok uzun yıllardır.
çok uzun yıllar sonra, bu akşam eve gelirken,
her şey yolundayken şimdi, evimize doğru gelirken,
mutluyken, huzurluyken, sorunsuzken,
yine aynı his geldi içime. "
ölsem" diye düşündüm.
şimdi ölsem artık ben.
hiç geçmeyen bu histen hiç kimseye bahsetmemeyi öğrendim.
özellikle de ölmek için bir sebep olmayan zamanlarda bunu insanlara açıklamanın imkansız olduğunu öğrendim.
insanların hep öleceklerini bilerek ama hiç ölmeyeceklermiş gibi yaşadıklarını,
ölümü hiç akıllarına getirmediklerini ve hep kendilerinden uzak sandıklarını,
oysa yaşamın aslında bir zaman dilimi içerisinde çürümek anlamına geldiğini,
yine de ölümden bahsedildiğinde, onlara göre erken, bekleyene göre geç bir ölüm mesela-
suratlarının nasıl da şekil değiştirdiğini öğrendim.
bütün düşündüklerini söylememen gerektiğini çok geç öğrendim mesela.
bu gece, buraya gelirken bir kere daha "ölsem" dedim,
kendiliğinden gelmeyecekmiş gibi duran bir ölümü bekledim.
hala değişmemiş olmasına inanmak zor aslında,
bir insanın benim kadar uzun zamandır,
hem de öyle ani öfke patlamaları ile değil, durduk yere, bazı zamanlarda,
hele de böyle şimdi dediğim gibi tam da bütün istediklerine sahipken
hala ölmek istemesi garip değil mi?
garip.
bu dünya, bu insanlar, kurmaya çabaladığımız ilişkiler,
kurduklarımız, yıktıklarımız, kalıntılarında hala dolaştıklarımız,
bu emek, çaba, dayanma gücü,
her sabah yeniden başlamak farklı bir gün gibi,
her sabah farklı bir güne başlamak, dünü halledebilmiş gibi,
çok yorucu.
bütün kumdan kalelerim yıkıldı.
hep yenisini yaptım, bak bu sonuncusu..
her yeni yapılan ile eski yıkılanları andım,
yenisini yaparken değil eskisini anarken yoruldum.
belki de hep yorgundum.
çok erken yoruldum belki de ben,
belki de hep yorgundum.
10 Mart 2014 Pazartesi
sins
is this love diye başlıyor bir süredir sabahlar,
güneş yok yağmur var yine mutluyuz,
kime ne?
yanımda gözlerini açıyorsun, "gülmek değil, gülümsemek" deyişin geliyor aklıma,
her bana bakışın gülümsemek sanki,
her konuşmamızın sonu gülmek,
kötü şeyler de oluyor arada,
olacak tabii,
"gidiyorum" dediğimde bırakmıyorsun ya beni, gerisini hallederiz sanki.
başucunda yazıyor ya;
gözlerin sabahın 8'inde bana açık,
ne günah işlediysek yarı yarıya..
bir sürü korku sarıyor etrafımı ne zaman bu kadar mutlu olsam,
biliyorumki etraftan gelecek tehlikeden büyük kendi içimizdeki,
mutluluk alışmadık götte durmayan bir duygu, insan şaşkına dönüveriyor üst üste mutlu olunca.
bir süre sonra mutlu olduğunu anlamamaya başlıyor mesela, normal bu gibi geliyor,
bunun için neye sahip olduğunu hatırlatmak lazım kendi kendine arada.
mutlaka ah almışızdır, alıyoruzdur halihazırda,
mutlaka birilerinin canı yanmıştır biz buraya gelirken, yolda,
bilerek bilmeyerek mutsuz etmişizdir birilerini,
o birileri de bizi çok mutsuz etmiştir vaktinde belki,
ama şimdi mutluluğu ilk kapan suçlu oluyor kafasında,
bir çeşit gizlilik içinde yaşamaya çalışıyoruz bizi de şaşkınlığa düşüren ışığı.
istemesek de çok ortada, sana bakışımı gören sıradan bir insanın şaşkınlığa düşeceğinden eminim aslında, gözlerini kamaştıracak kadar çok seviyorum bazen seni, içime sığmadığını, gözümden, ağzımdan, ellerimden taştığını hissediyorum.
sımsıkı sarılıp kendine çekiyorsun bazen beni, bir sonsuzluk aslında kocaman ve karanlık, mutluyum hemen orada, çok mutluyum demeyi hatırlatmıyorum kendime, etrafımı sarıyorsun, ellerimi yukarı kaldırıp teslim oluyorum sana bütün kalbimle, bütün sevgimle yanında duruyorum bir süredir, bazen senin bile anlamakta güçlük çektiğini hissediyorum, normal, ben bile anlayamıyorum.
aynı şiddette senin sevginle karşılaştığımda ben de şaşkınlığa düşüyorum.
hayatın en güzel yeri akıl sır ermeyen yeri değil mi?
nasıl oluyor, nasıl oldu, ne zaman, ne çabuk derken sen, bir bakmışsın bütün sabahlarını kaplamış birisi.
güzel müzikler, sabah sigaraları, filtre kahve kokusu, yağmur sesi, gri ankara sabahının bile bir insanı mutlu edebilmesi olmuş hayatın. her şeyi unutturmuş sana, çünkü yaşama sebebin buymuş. tüm insanların sadece mutlu olabilmek için yaşadığına inanıyorum ben çok uzun zamandır. biraz mutlu olabilme güdüsü insanı hayatta tutan, yoksa dayanılmaz bu boktan hayata. ve sonunda mutlu olabildiğinde onu elinde tutabilmek dünyanın en zor işlerinden biri.
kazanmak çok zor kaybetmek çok kolay oluyor genelde,
bazende hiç bir şey yapmadan, olduğun yerde dururken sadece,
bakarken, gülerken, kendi kendine düşünüp hemen ardından unuturken,
hiç beklemezken aslında, gerçekten tam da beklemediğin yerden geliveriyor.
love :)
bu sana bir doğum günü mektubu olacaktı aslında. iyiki geldin.
hiç bir şey yapmadan, olduğum yerde dururken sadece,
bakarken, gülerken, kendi kendime düşünüp hemen ardından unuturken,
güneş yok yağmur var yine mutluyuz,
kime ne?
yanımda gözlerini açıyorsun, "gülmek değil, gülümsemek" deyişin geliyor aklıma,
her bana bakışın gülümsemek sanki,
her konuşmamızın sonu gülmek,
kötü şeyler de oluyor arada,
olacak tabii,
"gidiyorum" dediğimde bırakmıyorsun ya beni, gerisini hallederiz sanki.
başucunda yazıyor ya;
gözlerin sabahın 8'inde bana açık,
ne günah işlediysek yarı yarıya..
bir sürü korku sarıyor etrafımı ne zaman bu kadar mutlu olsam,
biliyorumki etraftan gelecek tehlikeden büyük kendi içimizdeki,
mutluluk alışmadık götte durmayan bir duygu, insan şaşkına dönüveriyor üst üste mutlu olunca.
bir süre sonra mutlu olduğunu anlamamaya başlıyor mesela, normal bu gibi geliyor,
bunun için neye sahip olduğunu hatırlatmak lazım kendi kendine arada.
mutlaka ah almışızdır, alıyoruzdur halihazırda,
mutlaka birilerinin canı yanmıştır biz buraya gelirken, yolda,
bilerek bilmeyerek mutsuz etmişizdir birilerini,
o birileri de bizi çok mutsuz etmiştir vaktinde belki,
ama şimdi mutluluğu ilk kapan suçlu oluyor kafasında,
bir çeşit gizlilik içinde yaşamaya çalışıyoruz bizi de şaşkınlığa düşüren ışığı.
istemesek de çok ortada, sana bakışımı gören sıradan bir insanın şaşkınlığa düşeceğinden eminim aslında, gözlerini kamaştıracak kadar çok seviyorum bazen seni, içime sığmadığını, gözümden, ağzımdan, ellerimden taştığını hissediyorum.
sımsıkı sarılıp kendine çekiyorsun bazen beni, bir sonsuzluk aslında kocaman ve karanlık, mutluyum hemen orada, çok mutluyum demeyi hatırlatmıyorum kendime, etrafımı sarıyorsun, ellerimi yukarı kaldırıp teslim oluyorum sana bütün kalbimle, bütün sevgimle yanında duruyorum bir süredir, bazen senin bile anlamakta güçlük çektiğini hissediyorum, normal, ben bile anlayamıyorum.
aynı şiddette senin sevginle karşılaştığımda ben de şaşkınlığa düşüyorum.
hayatın en güzel yeri akıl sır ermeyen yeri değil mi?
nasıl oluyor, nasıl oldu, ne zaman, ne çabuk derken sen, bir bakmışsın bütün sabahlarını kaplamış birisi.
güzel müzikler, sabah sigaraları, filtre kahve kokusu, yağmur sesi, gri ankara sabahının bile bir insanı mutlu edebilmesi olmuş hayatın. her şeyi unutturmuş sana, çünkü yaşama sebebin buymuş. tüm insanların sadece mutlu olabilmek için yaşadığına inanıyorum ben çok uzun zamandır. biraz mutlu olabilme güdüsü insanı hayatta tutan, yoksa dayanılmaz bu boktan hayata. ve sonunda mutlu olabildiğinde onu elinde tutabilmek dünyanın en zor işlerinden biri.
kazanmak çok zor kaybetmek çok kolay oluyor genelde,
bazende hiç bir şey yapmadan, olduğun yerde dururken sadece,
bakarken, gülerken, kendi kendine düşünüp hemen ardından unuturken,
hiç beklemezken aslında, gerçekten tam da beklemediğin yerden geliveriyor.
love :)
bu sana bir doğum günü mektubu olacaktı aslında. iyiki geldin.
hiç bir şey yapmadan, olduğum yerde dururken sadece,
bakarken, gülerken, kendi kendime düşünüp hemen ardından unuturken,
hiç beklemezken aslında, gerçekten tam da beklemediğim yerden geldin.
bir daha olmaz sanırken, aşkın tek seferlik bir duygu olduğunu kanıksamışken,
bir daha bu alık mutluluğu gelmez derken,
çok üzgünken aslında, aşkın ne kadar güzel olduğunu kendine hatırlatabilmek için eline yazdırmışken,
iyiki geldin.
iyiki doğmuşsun, bir gün gelip benim olmuşsun.
seni seviyorum.
s.
bir daha olmaz sanırken, aşkın tek seferlik bir duygu olduğunu kanıksamışken,
bir daha bu alık mutluluğu gelmez derken,
çok üzgünken aslında, aşkın ne kadar güzel olduğunu kendine hatırlatabilmek için eline yazdırmışken,
iyiki geldin.
iyiki doğmuşsun, bir gün gelip benim olmuşsun.
seni seviyorum.
s.
6 Mart 2014 Perşembe
23 Şubat 2014 Pazar
9 Şubat 2014 Pazar
!f İstanbul
27 Şubat 2014 17:30
Cinemaximum Armada Salon 4http://ifistanbul.com/tr/filmler/i-am-divine
27 Şubat 2014 22:00
02 Mart 2014 22:00
Cinemaximum Armada Salon 4http://ifistanbul.com/tr/filmler/the-double
2013 Belgeseller
2013'ün efsane 6 belgeselini seçmişler, aralarından özellikle Blackfish mutlaka izlenmeli. Ayrıca Square ve Fresh de ilgi çekici.
(http://www.yesilist.com/cms.php?u=-1288&id=1288)
Bundan başka "mutlaka izlemeli" bir de The Cove var.
26 Ocak 2014 Pazar
i fall in love.
Geceden beri fırtına. Gökgürültüsünden hoşlanmıyoruz insan ırkı olarak genelde. Tehditkar ve nereden geleceği belli olmayan bir ışığın önceden gelen sesi, korkutucu bir miktar. Korku filmlerinin değişilmez bir parçasının, gökgürültüsü ardından kesilen elektrik olmasının da faydası var sanıyorum. Elektrikler kesilmedi ama. Yağmur da kesilmedi. İnanılmaz bir şiddetle yağmaya devam ediyor, Marmaris yağmuru bu, şaşırtıcı değil, adamı yakaladı mı donuna kadar ıslatmadan bırakmaz..
Muazzam bir Pazar sabahı yaşıyorum yine. Filtre kahvenin kokusunun bütün evi sarması, ardından bir tane tütsü, ardına kadar açılmış tüller, ormanım, çiçeklerim, ne çok özlemişim.
31 Aralık 2013 Salı
beşer şaşar
düşünen bir hayvan olmanın pek çok zorluğundan bir tanesi düşündüklerinin her zaman gerçeği yansıtmıyor olabileceğini aklında tutmanın zorluğu. oysa beşer şaşardan şaşmamak gerek.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)